sağlıklı yaşam

5/cate1/sağlıklı yaşam

Kadın Sağlığı

6/cate2/Kadın Sağlığı

diyet zayıflama

6/cate3/diyet zayıflama

güzellik sırları

5/cate4/güzellik sırları

aşk oyunları

5/cate5/aşk oyunları

sağlıklı yiyecekler

6/cate6/sağlıklı yiyecekler

Son yazılar

Yaşam tarzınız hamileliği etkiliyor


Yaşam tarzında yapılacak bazı değişiklikler ile hamilelik şansını arttırmak zor değil!

Çiftler bebek istediklerine karar verdiğinde ilişkide yeni bir süreç başlar: hamile kalma. Doğal yollarla hamile kalma şansını artırmak için yaşam tarzında değişiklik yapıp, bazı önlemler almak gerekir. 

Hamile kalmaya karar verildiğinde suni tatlandırıcılar, kafein, sigara alkol gibi pekçok maddenin kullanımı ile ilgili alışkanlıklar değiştirilmelidir . Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir. Çünkü gebelikte kontrolsüz kilo verdirici diyet zarar vericidir.

Sigara ve alkol hamilelik şansını azaltıyor
Sigara içimi ile alınan nikotin, yumurtalıklardaki hücreleri etkileyerek, kadının yumurtasının genetik anomalilere daha fazla eğilimli olmasına sebebiyet vermektedir. Nikotin, yumurta hücrelerini bozan ve menopozun beklenenden erken gelmesine neden olabilir. Menopoz öncesinde de sigara içen kadınların yumurtalıkları ,sağlıklı yumurtalar üretmeye direnç gösterir hale gelir. Sigara ve alkol kullanımı doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri hızlandırır ve düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma riski sigara içenlerde daha sık görülür.

Sigara içimi ile, erkek üreme sağlığı arasındaki ilişki, kadına oranla daha az açıktır. Günde 1 veya 2 paket gibi yoğun sigara içen erkeklerin, spermlerinde daha fazla olarak şekil ve hareket bozukluklarına ve anomalilere rastlanmaktadır. Erkeklerin yoğun sigara kullanımı, sigara kullanmayan eşini pasif içici yaptıkları için, nikotin solumasına ve üreme sağlığının da bozulmalara sebep olmaktadır. Kısırlık tedavisi öncesinde 6 ay sigarayı bırakmış olmak bile tedavinin sonucuna oldukça olumlu katkılar sağlamaktadır. Sigara içen gebeler, daha çok erken doğum yapmaya eğilimlidirler. Ani bebek ölümü de sigara içenlerde daha sıklıkla rastlanan bir durumdur.

Alkol de gebe kalma şansını azaltır. Anne karnında alkole maruz kalan bebeklerde uzun dönemde zeka gerilikleri, öğrenme bozuklukları, davranış bozuklukları görülebilir. Alkol erkeklerde de sperm sayısı ve kalitesini azaltır.

Sağlıklı beslenme ve kilo alımı
Uygun bir beslenme tarzı ve yeterli kilo alımı annenin sağlığı ve bebeğinin ideal gelişimi açısından son derece önemlidir. Annenin kilo artışı ile bebeğin doğum kilosu arasında her zaman doğru bir ilişki olmaz. Hamileliği süresince 20-30 kilo aldığı halde küçük bebek dünyaya getiren anneler olduğu gibi bunun tam tersi olarak da 4-6 kilo artışı ile hamilelik süresini tamamlayan annelerin 3500 gram civarında sağlıklı bebekler dünyaya getirdiklerine şahit oluruz. Kilolu kadınların hamilelik süresince daha az, zayıf kadınların ise daha fazla alması uygundur.

Araştırmalar, stresin kadınlarda kısırlığa yol açabildiğini ortaya çıkarıyor. Kısırlık tedavisi gören kadınlarda stres gidermek amacı ile sağlıklı yaşam biçiminin kazandırılması gebeliklerin daha kolay elde edileceğini düşündürmektedir. En kolay stres giderici değişiklik sağlıklı beslenme alışkanlıklarını kazanmak ve yeterli egzersizdir.

Dengeli yağ oranı 
Vücutta yağ oranı hanımlarda normalde %20-29 arasındadır. Beslenme bozukluğu aşırı zayıf olan kadınlarda adet düzensizliği sık rastlanır. Düzensiz kanamalar yumurtlama bozukluğu ile birlikte seyreder. Benzer durumdaki atletler yüzücüler gibi ağır spor yapanlarda da kısırlık sık görülür. Sağlıklı beslenme ile yağ oranları ve kiloları düzeldiğinde gebe kalma şansları artabilir.

Çölyak hastalığı tedavisi 
Türkiye'de her 150-300 kişiden birinde, buğday, arpa ve çavdardaki glutene karşı duyarlılık sonucu ortaya çıkan Çölyak hastalığı bulunduğu belirlenmiştir. Çölyak hastalığı için tek tedavi, glutensiz diyet uygulamaktır. Bu hastaların duyarlı oldukları arpa, buğday ve çavdardan uzak kaldıkları zaman genellikle bir sorun yaşamadıkları bilinmektedir. Kısır hastaların yaklaşık %3 ünde belirlenen bu hastalığın uygun testlerle araştırılıp uygun beslenme eğitimi ile gebe kalma şansları arttırılabilir. 

Doğru zamanda ilişkiye girmek
Yumurtlamayı takiben yumurtanın döllenebilme süresi 24-48 saat spermin dölleyebilme süresi ise 72 saattir. Bu nedenle ilişki zamanlamasına dikkat etmek gerekir. Kadınlar bekledikleri adetten 14 gün önce yumurtlarlar. Gebelik olasılığının en yüksek olduğu ilişki yumurtlamadan önceki bir kaç gün içinde gerçekleşendir. Böylece yumurtlama olduğunda spermle karşılaşma olasılığı artar. Olasılığı arttırmak için her gün ilişkiye girmenin faydası yoktur. Yumurtlama döneminde 2 günde bir ilişkiye girilmesi yeterlidir.

Kanserden korunmanın 13 yolu


Bilim insanlarının tedavisi için üzerinde çalıştığı kanser hastalığı, günümüzün en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Dünyada her yıl 18,1 milyon kişiye kanser tanısı konarken, 9,6 milyon kişi de kanser nedeniyle yaşamını yitiriyor. 

Türkiye'de ise her yıl 170 bin kişinin kansere yakalandığını ve yaklaşık 150 bin kişinin hayatını kaybettiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü, Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, "Türkiye'de erkeklerde akciğer, prostat, kolon ve mide kanseri daha sık görülürken, kadınlarda meme, tiroid, kolon ve mide kanserleri daha sık görülüyor. Dünyada ise sırası ile en fazla görülen kanserler akciğer, meme, prostat ve kolo-rektal kanserler. En fazla ölüme neden olanlar ise sırasıyla akciğer, kolo-rektal, mide ve karaciğer kanserleri" dedi. Prof. Dr. Necdet Üskent, kanserden korunma yolları ile ilgili bilgiler verdi.

Sigardan uzak durulmalı: Sigara içerisinde 4000'in üzerinde zararlı kimyasal bulunuyor. Bu kimyasallar DNA'ya zarar vererek önemli genlerde değişikliğe neden oluyor. Kanser hücreleri vücutta gelişerek hızla ve kontrol dışı çoğalarak kansere neden oluyor. Akciğer, yumurtalık kanserleri, bazı lösemi türleri, ağız, gırtlak, üst yutak, burun ve sinüsler, yemek borusu, karaciğer, pankreas, mide, böbrek, mesane, rahim ve bağırsak kanserleri doğrudan sigara kullanımı ile ilgili.

Şeker doğal yiyeceklerden karşılanmalı: Vücutta kanser hücreleri dahil, tüm hücrelerin şekere ihtiyacı var. Şekerin neden olduğu aşırı kilolar, bel çevresindeki yağlanma ve obezite de kanseri tetikleyen en önemli faktörler arasında. Şeker sebze ve meyvelerden karşılanmalı. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılmalı, sağlıklı atıştırmalıklar özendirilmeli. Fazla yağlı ve şekerli gıdaların tüketilmesinin kanserle ilişkili olduğu kanıtlanmış. Şekerli gıdalar vücutta enflamasyonu da (iltihap) artıyor. Kanserin kökeni olan enflamasyon, kanser hücrelerinin çoğalmasına da neden oluyor.

Yağlı yiyeceklerden uzak durulmalı: Kızarmış yiyecekler, yağlı etler ve diğer yüksek yağ oranlı yiyecekler daha az tüketilmeli. Günde en az 5 tane meyve ve sebze yenmeli, özellikle yeşil yapraklı ve yüksek C vitaminli besinler, turunçgiller tüketilmeli. Yulaf gibi tahıllar ve haftada 2 kez balık tüketilmeli. Ayrıca ailesinde kanser vakaları olanlar beslenmesine dikkat etmenin yanı sıra düzenli taramalarını da ihmal etmemeli.

Hareketli yaşam tarzı benimsenmeli: Egzersiz kanser, diyabet, tansiyon, kalp hastalıkları gibi hastalıkların görülme riskini azaltıyor. Düzenli egzersiz metabolizmayı olumlu etkileyerek, bağışıklık sistemini güçlendirerek, fazla kiloları yok ederek ve stresi azaltarak kanser riskini azaltıyor. Metabolik sorunlar, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve fazla kilolar da kansere yol açan başlıca nedenler arasında. Çağımızın çocukları çok hareketsiz, parklarda bahçelerde oynamak yerine, televizyon, bilgisayar ya da tablet karşısında oturuyorlar. Haftada 5 gün 30 dakika yürümeyle kolon kanseri ve meme kanseri riski yüzde 30-40 oranında azaltılabiliyor.

Sebze ve meyveler iyi yıkanmalı: Sebze ve meyveleri iyi yıkamak, tuzlu ve sirkeli suda bekletmek yiyeceklerin kimyasallarını/ilaçlarının arındırılmasında oldukça önemli.

Elektronik cihazlar: Dünya Sağlık Örgütü'nün yaptığı, 14 ülkeden 31 bilim insanının katıldığı kapsamlı araştırmaya göre cep telefonu beyin kanseri riskini artırıyor. Araştırmada bir beyin kanseri tümörü olan gliomanın oluşum riski, kablosuz sistem kullanımıyla artarken, cep telefonu kullanılırken mutlaka kulaklık kullanılması önerilerek telefonun yastığın altına ya da başucuna konarak uyunmaması gerektiği belirtiliyor.

Stresten uzak durulmalı: Birçok kanser türü, bağırsak hastalıkları, tansiyon, diyabet ve kalp hastalıklarının strese bağlı olduğu bilimsel olarak da kanıtlamış durumda. Kanserden ve diğer hastalıklardan korunmak için stresle mücadeleyi ve stresi biraz daha hafif yaşamayı öğrenmek önemli. Fiziksel aktivite, egzersiz, meditasyon, yoga, müzik terapisi gibi yöntemlerden faydalanılarak stres azaltılabilir.

Obeziteye karşı önlem alınmalı: Fazla kilolu ve obez kişilerde özellikle menopoz sonrası meme kanseri, bağırsak kanseri, rahim kanseri, yumurtalık kanseri, yemek borusu kanseri, pankreas kanseri, böbrek kanseri, prostat kanseri, mide kanseri ve safra kesesi kanseri riskinin arttığı görülüyor. Araştırmalar fazla kilo ve obezitenin kanseri tetiklediğini gösteriyor. Östrojen ve insülin de dahil olmak üzere, bu hormonların bazılarının yüksek düzeyde olması belirli kanserlere yakalanma riskini arttırabiliyor. Araştırmalar, obezite ve fiziksel aktivite yetersizliğinin yüzde 20-25 oranında özellikle meme, kolon ve yemek borusu kanserlerine yakalanma riskini artırdığını gösteriyor. Obezite ayrıca karaciğer ve rahim kanseri riskini de yüzde 20-30 oranında artırıyor.

Kaliteli uyku uyunmalı: Düzensiz ve kalitesiz uykunun hormonlar ve metabolizmayı olumsuz etkiliyor. Uyku sırasında vücut için fayda sağlayan birçok hormon salgılanıyor. Uyku bozuklukları hem fiziksel hem de ruhsal pek çok hastalığı tetiklediği gibi kanser riskini de artırabiliyor.

Mikrodalga fırınlarda kullanılan kaplara dikkat edilmeli: Mikrodalgaların, yiyeceklerin yapısını bozduğu ve yiyeceklerdeki besin değerlerini oldukça azalttığı iddia ediliyor. Böylece vücuda alınan vitaminlerin değeri bozuk veya değişmiş oluyor. Bu da zamanla kansere yol açabiliyor. Mikrodalga fırını kullanırken kullanılan kapların mikrodalgaya uygun olmasına özellikle dikkat edilmeli.

11:00-16:00 saatleri arasında güneşe çıkılmamalı: Güneş, cilt kanseri riskini artırıyor. Özellikle de güneş ışınlarının, çok yoğun ve kanserojen etkiye sahip oldukları 11:00-16:00 saatlerinde güneşe çıkmamakta yarar var. Cilt tipine uygun, yüksek koruma faktörlü güneş kremlerini kullanmak önemli.

Eskimiş tavalar kullanılmamalı: Eskimiş, çizilmiş teflon tavaların kullanılmamasında fayda var. Ancak kaliteli, yüksek standartlarda üretilmiş tavalarda risk olmadığı belirtiliyor.

Cam ya da ahşap mutfak malzemeleri tercih edilmeli: Plastik, kanserojen maddeler içerir. Bunun yerine cam ya da tahta ürünler kullanılmalı. Ancak artık çok kaliteli plastik ürünler var ve bunlar fırına hatta mikrodalgaya bile girebiliyor.

Romatoid Artrit Kalıcı Sakatlığa Neden Olmasın

El, ayak ya da diz gibi eklemlerde şiddetli ağrılar, sabah tutulmaları ve hareket kısıtlılığı ile kendisini gösterebilen romatoid artrit hastaların yaşamını zorlaştırabiliyor. 

Doğru tedavi planlaması ile kontrol altına alınabilen bu rahatsızlık ihmal edildiği takdirde fonksiyon kayıpları ve sakatlığa yol açabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Romatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Zühre Sarı Sürmeli, romatoid artrit ve tedavisi hakkında bilgi verdi.


Bağışıklık sistemi eklemlerinize saldırıyor


Bağışıklık sisteminin görevi vücuda giren mikropları etkisiz hale getirmektir. Romatoid artritte bağışıklık sistemi doğru çalışmamakta ve eklemlere saldırıp burada iltihap oluşmasına neden olmaktadır. Bu tür rahatsızlıklarda ortada herhangi bir mikrop yokken bağışıklık sistemi aktif hale gelerek kendi dokularına saldırır. Bağışıklık sisteminin kendi kendine meydana getirdiği bu hastalıklara otoimmün hastalıklar adı verilmektedir.

Romatoid Artrit Kalıcı Sakatlığa Neden Olmasın

Kadınlarda 3 kat daha fazla görülüyor


Ailesinde romatizmal hastalık öyküsü bulunan kişilerde bu rahatsızlıklara yatkınlık görülmektedir. Romatoid artrite yatkın kişilerde “epitop” denilen hastalıklı gen bölgesi bulunmaktadır. Bu geni taşıyan ve hastalığa yatkınlığı olan kişilerde sigara kullanımı, stresli bir hayat, obezite, bakımsız bir ağız florası, diş çürükleri ve bazı enfeksiyonlar hastalığı tetikleyebilmektedir. Östrojen denilen kadınlık hormonunun da etkili olduğu bu hastalık, kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazla görülmektedir. Genellikle 20- 50 yaşlar arasında görülür. Ancak bazen çok daha ileri dönemlerde de ortaya çıkabilmektedir.


Uzun süren sabah tutukluklarınız varsa…


El, ayak gibi küçük eklemlerde görülen ağrı, şişme ve tutukluk, sık görülen belirtiler arasındadır. Geceleri uykudan uyandıracak kadar şiddetli ağrılar, sabahları bu eklemlerde 30-40 dakikaya kadar sürebilen tutulma ve katılaşmalar bu tabloda yer almaktadır. El ve ayak dışında dizler, dirsekler, omuzlar ve çene gibi eklemlerde de tutulmalar görülebilmektedir. Eklem tutulumları genellikle simetrik şekilde olmaktadır. Örneğin sağ ve sol el ve el bileği aynı anda etkilenebilmektedir. Romatoid artrit erken teşhis edilip tedaviye başlanmadığında eklemlerde kalıcı hasarlar bırakabilen, sakatlıklara yol açabilen ciddi bir hastalıktır.

Romatoid artritte klinik muayene büyük önem taşıyor


Hastanın en azından 2 aydır eklemleriyle ilgili ciddi şikayetleri varsa, özellikle gece görülen eklem ağrıları, sabahları uzun süre geçmeyen eklem tutuklukları ve şişlikleri oluyorsa, tüm bunlar muayenede de gözlemleniyorsa, hastadan bir takım kan testleri istenmektedir. Tam tanı için Romatoid Faktör (RF), Anti-CCP, sedimantasyon ve CRP testlerinden faydalanılmaktadır. Ayrıca hastanın karaciğer ve böbrek fonksiyonlarına ve tam kan değerlerine de bakılmaktadır. Hastanın etkilenen uzvu hangi bölgedeyse buna göre röntgen, ultrasonografi ve MR gibi görüntüleme yöntemlerinden faydalanılmaktadır. Hastalığın tanısı; hastanın şikayetleri, muayene, laboratuvar ve görüntüleme tetkiklerinin birlikte değerlendirilmesi sonucu konulmaktadır.

Tedaviyle eklem hasarının önüne geçilebiliyor


Romatoid artritte erken teşhis ve tedaviye vakit kaybetmeden başlanması çok önemlidir. Özellikle ellerde kalıcı şekil bozukluklarına ve sakatlıklara yol açabildiği için tedavisinin erken düzenli bir şekilde yapılması gerekmektedir. Tedavide öncelikle hastalık modifiye edici ajanlar ve kortizon içeren ilaçlar düşük dozlarda kullanılmaktadır. Bu tedavilerle bağışıklık sisteminin ürettiği iltihap ortadan kaldırılarak hastalığın ilerlemesi ve kalıcı eklem harabiyeti engellenebilmektedir. Romatoid artrit çoğunlukla bu tedavilerle kontrol altına alınabilmektedir. Bu tedavilerin yeterli gelmediği durumlarda ise ilaçların kombinasyonları kullanılabilmektedir. Bu ilaçların da sonuç vermediği, hastalığın ilerlemesinin durmadığı veya bu ilaçların yan etki yaptığı durumlarda biyolojik ilaçlar denilen ilaç grubuna geçilebilmektedir. Biyolojik ilaçlar tedavide başarılı sonuçlar verebilmektedir.

Romatoid artitte eklem ağrılarına sıcak uygulama yapılmamalı


Mikrobik enfeksiyonlar ve stres hastalığı tetikleyebileceği için, bağışıklık sistemini mikroplardan korumak adına çok kalabalık ve enfekte ortamlardan kaçınılması gerekmektedir. Özellikle biyolojik ilaç kullanımında hastalara bazı mikrobik enfeksiyonlara karşı aşı yaptırmaları önerilmektedir. Hastalığın kontrol altına alınmasında stres yönetimi ve sigaranın bırakılması da çok önemlidir. Romatod artritte eklem ağrılarına karşı sıcak uygulama yapılmamalıdır. Ağrılı ve şiş eklemlere buz uygulamak, yangıyı azaltır. Eklemlerinde deformite oluşmaya başlayan hastaların fizik tedavi görmelerinde ve eklem ateli kullanmalarında fayda vardır.

İlaçların ömür boyu kullanılması gerekiyor

Romatoid artrit kronik bir hastalık olduğu için tedavi başarılı sonuçlar verse bile ilaç alımı tamamen bırakılmamaktadır. Tansiyon ya da diyabet hastalığı gibi ömür boyu süreceği için hasta her zaman ilaçlarını düzenli bir şekilde kullanmalıdır. İyileşme dönemine girildiğinde ilaçların dozu veya sıklığı azaltılır ama tedavi tamamen kesilmez. Hastalığın geri gelme ihtimali her zaman bulunmaktadır. Bu hastalığın temelini medikal tedavi oluşturmalıdır. Romatoid artritte iltihap oranının yüksek olması, kalbi besleyen damarlara da zarar vermektedir.Bu sebeple hastalarda kalp krizine ya da kalp damar hastalıklarına yakalanma riski romatoid artrit olmayan kişilere göre artmaktadır. Dolayısıyla tedaviye destek olmak ve kalbi korumak için kolesterol yönünden düşük sağlıklı gıdalarla beslenmek, Akdeniz tipi bir diyet uygulamak, obeziteden korunmak ve egzersiz yapmak önemlidir.


Panik atak kontrolü için 10 altın kural


Panik atak veya panik bozukluk, toplumda son yıllarda sıkça görülüyor. 

Kişinin beklemediği bir anda ve hiçbir sıkıntısı yokken ortaya çıkabilen bu sorun; göğüste ağrı ya da baş dönmesi ile kendini gösteriyor. Şikayetler; çarpıntı, titreme, terleme, sıcak basması, bulantı ve kolda uyuşma ile devam ediyor. Hasta ne zaman atak geçireceğini bilmediği için sosyal yaşantısını sürekli bir kaygı ve endişe içinde geçiriyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü'nden Uz. Dr. Zafer Oka, panik atak bozukluğu ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Panik atak, korku ve kaygının bedensel belirtisi

Kişi, günlük yaşamında, görünürde herhangi bir tehlike yokken bir anda; kalp çarpıntısı, göğüste huzursuzluk, nefes alamama ve soluğu yetmiyormuş hissi, kaslarda gerginlik, ateş basması, soğuk terleme, titreme, baş dönmesi, mide bulantısı, kontrolünü kaybetme ve fenalaşma hissi yaşayabilir. Her an bir şey olacakmış gibi ortaya çıkan bu çok yoğun korku ve kaygı hali; kalp krizi, felç, boğulma, çıldırma ve ölümün habercisi gibi algılanabilir. Birçok bedensel belirti ile birlikte yoğun korku ve kaygının yaşandığı bu durum, "panik atak" olarak adlandırılmaktadır. Panik atak, bedende var olan koruyucu sistemin bilinçli ya da bilinç dışı bir tetikleyici ile harekete geçmesidir.

Panik bozukluk tedavi gerektirir

Her insan yaşamının bir döneminde panik atak geçirebilir. Ancak bu durum tekrarladığı, sıklıkla ortaya çıktığı ve panik atak korkusu ile kişinin günlük yaşam alışkanlıklarından vazgeçmek zorunda kaldığı durumlarda "panik bozukluk" halini alır. Kişi atak yaşamamak için hayat şeklini ve işlevselliğini değiştirmek zorunda kalabilir. Panik bozukluk psikiyatrik tedavi gerektiren bir durumdur. Bu gruptaki hastalar; şeker düşmesi atakları, tiroit hormonu fazlalığı başta olmak üzere hormonal hastalıklar, mitral kapak sarkması ve diğer kalp hastalıkları ile akciğer ya da nörolojik rahatsızlıklar açısından değerlendirilir. Bir neden bulunamadığında da psikiyatriye yönlendirilir.

Olumlu gelişmelerden sonra da oluşabilir

Panik atak; ani kayıplar, kazalar, boşanmalar gibi stresli dönemler ile terfi alma, evlenme, bebek sahibi olma gibi yaşamı olumlu yönde etkileyen hayat değişikliklerinden sonra da tetiklenebilir. Eğer tekrarlayan panik atak yaşanıyor ve tekrarlanacağı endişesiyle yoğun bir beklenti kaygısı içine giriliyorsa, hayatın işleyişi bozulmaya başlamışsa ve yaşanılanlar bedensel değişiklikler ile açıklanamıyorsa, bir uzmana başvurulmalıdır.

Panik atak sorununa karşı alınabilecek önlemler…


  • Panik atağın bir zihin durumu olduğunu idrak edin
  • Yalnız olmadığınızı kendinize hatırlatın
  • Panik atak geçiren başka kişiler ile tanışın
  • Panik atak geçirdiğiniz yerlerden kaçmayın
  • Atak sırasında gözlerinizi kapatmak yerine bir yere odaklanın
  • Nefes hızınızı düşürmeye çalışın
  • Spor yapın
  • Uyku düzeninize dikkat edin
  • Düzenli bir beslenme programı uygulayın
  • Yarını düşünmeden, gününüzü en iyi şekilde yaşamaya odaklanın
  • Sorunun nedenine göre tedavi planlanır


Panik atak krizlerini tetikleyici ruhsal ve fiziksel durumlar, sigara, madde ve alkol bağımlılığı gibi sorunlar göz önüne alınarak kişi için en uygun ilaç tedavisi ve terapi yöntem belirlenmektedir. Tedavi, panik bozukluğun nedenini kişi ile birlikte ortaya çıkarır ve hastanın eski sosyal yaşantısına kavuşması için ona destek olur.