Bazı araştırmacılar, aşkın kanser de dahil olmak üzere çeşitli hastalıklara çare olduğunu iddia ederken, bazı araştırmacılar da bu iddianın kanıtlanmadığını ve gerçek dışı olduğunu belirtiyor…Uzun zamandan beri yapılan bir tartışma da ‘Aşk nelere kadir!’ lafının romantik bir inanış olup olmadığı üzerine. Bazı araştırmacılar aşkın çeşitli hastalıklara çare olduğunu söylerken bazı araştırmacılar da bunu şiddetle yalanlıyor. Gerçekten böyle bir şey var mı? Aşk, kanser tedavisine yardımcı oluyor mu? Ya da aşkın hastalıklar üzerinde olumlu bir etkisi var mı? Uzmanlara sorduk…
Onkoloji Uzmanı Dr. Teoman Yanmaz; “Yalnızca aşk değil, sevginin her hali aslında kanserden korur” diyor ve kanser-aşk arasındaki ilişkiyi şöyle anlatıyor:
“Kanser maalesef günümüzde ‘çağın hastalığı’ haline geldi. Kendiniz, eşiniz, dostunuz, yakın arkadaşlarınız ya da onların yakınları…
Mutlaka tanıdık birilerinde bu hastalık var. Bugüne kadar bu hastalıkla ilgili yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, dokunduğumuz, konuştuğumuz, hatta bulunduğumuz ortamın tetikleyici bir faktör olduğu çok anlatıldı. Ama aşkın etkisi pek de dile getirilmedi. Oysa ‘aşkın kanser üzerinde etkisi var mı’ sorusunun yanıtı kesinlikle evet!”
Dr. Yanmaz, şöyle devam ediyor:
“Nicedir aşk denince modern insan altındaki kimyasallara odaklanıyor. Yani aşktan değil de aşık olduğumuzda salgıladığımız hormonlardan adrenalinden, serotoninden, oksitosinden ve melatoninden bahsediyoruz aslında.
Bunların tamamı aşkı teşkil eder mi, aşk mı bunlara neden olur, bunlar mı aşka; bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şey, aşk dediğimiz durumlarda bunların da vücutta arttığının tespit edildiği. İşte aşk sırasında salgıladığımız bu hormonlar kansere de etki ediyor.
Bunların bazıları yaşam tarzımızı, bazıları biyoritmimizi dengeleyerek kanserden korunmada yardımcı olurken; bazıları da kanser tedavisi sırasında tedaviyi olumlu yönde etkileyecek ek faydalar sağlıyorlar.
Melatonin ve serotonin örneğin; özellikle de melatonin kansere karşı iyi geliyor! Çok salgılandığında vücudun direnci artıyor. Enfeksiyonlara karşı koruyucu oluyor. Hem immün sistem üzerine olumlu etkisi ar hem de antioksidan etkisi yüksek. Bu nedenlerle kanser riskini azaltıyor. Ama sadece kanser riskini azaltmakla kalmıyor; bir çalışmada melatonin hormonunun kanserden ölümü de azalttığı gösterilmiş.
Yani kanser hastasının ölümünü de önlüyor. Melatonin seviyesi az olan insanlar üzerine yapılan çalışmalarda; özellikle yatak odası ışıklandırılmış olanlar ve gece vardiyası yapılan işlerde çalışanlarda, kanserin daha sık görüldüğü saptanmış.
Oksitosini de bu gruba sokabiliriz. Buna ‘şefkat hormonu’ da deniyor. Doğumun başlamasını sağlar, orgazm onsuz olmaz, bebek anneyi emdikçe annede oksitosin artar. Aslında bu bahsedilenlerin hepsi aşkın değişik halleri zaten… Sevgilinin varlığı, onunla geçirilen ya da geçirilecek zaman, bunların yarattığı gerçek üstü dünya.”
Mutlu bir aşksa sağlık verir ama ya tam tersiyse…Uzman Psikolog Sinem Demir ise aşkta mutluluk hormonları salgılanınca bağışıklık sistemimizin güçlendiğini bunun da vücuda sağlık getirdiğini söylüyor ve ekliyor:
“Aşkın hastalıklara deva olması anlaşılmaz bir şey değil. Ama aşk bazen hassaslaştırıyor, ilişkinin oturmadığı durumlardaysa, ilişkide tutku ön plandaysa en ufak bir sarsıntıda o ilişkiyi kaybedeceğimizi düşündüğümüzde, benlik algımızda aşırı hassasiyet varsa ruh sağlığımızı kötü etkileyebiliyor. Gel-gitleri kaldıramayabiliyoruz, fiziksel açıdan da kötü duruma gidebiliyoruz. Bazı araştırmalarda aşkın insanların sağlığını kötü etkilediği bulunmuş.
Duygusal inişler çıkışlar yaşanabiliyor, vücut bunu kaldıramayabiliyor. Nasıl bir ilişki yaşıyor olduğumuz, genel olarak bir ilişkide kendimizi nasıl konumlandırıyor olduğumuz, duygularımızı ne kadar dışa vurabiliyoruz, patlamalar yaşıyor muyuz buna bağlı sağlıklı olabilmemiz de.”
Araştırmalar ne diyor?Bilim adamlarının yaptığı araştırmalarda aşkın fiziksel ve psikolojik etkisinin olduğu sonucu ortaya çıktı. Kan akımının düzenlenmesi, iştahı azaltması, kalp ritminin hızlanması, yağ yakımının gerçekleşmesi, metabolizmanın hızlanması, hafızanın güçlenmesi, ağrıların daha az hissedilmesi, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, cilt sağlığının artması, östrojen ve testosteron hormonlarının artması aşkın fiziksel olarak etkileri arasında yer alıyor.
Psikolojik olarak ise aşkın motivasyonu artırdığı, özgüveni sağladığı, antidepresan yerine geçtiği ve dışa dönük bir kişilik oluşturduğu söyleniyor…
Diyetin hemen ardından alınan kilonun sırrı ortaya çıktı...Diyet yapan herkes kilo verdikten sonra geri almamanın ne kadar zor olduğunu iyi bilir. Ama bilimadamlarının ortaya çıkardığı sonuca göre, ciddi oranda kilo verdikten bir yıl sonra bile, hormonlaryemek yeme konusunda ısrar etmeye devam ediyor.
Avustralya'da yapılan bir araştırma, diyet yaptıktan sonra verdiği kiloları geri alanların biyolojik bir dürtünün kurbanı olduğunu gösterdi.
Melbourne Üniversitesi'nden araştırmacı Joseph Proietto, "Tekrar kilo alan insanlar kendilerine o kadar da acımasız davranmamalı. Çünkü yemek bizim en temel dürtümüz" dedi.
New England Journal of Medicine adlı dergide yayımlanan araştırmada, 50 aşırı kilolu ve obez hasta 10 haftalık bir diyet programına alındı. Araştırmacılar, ağırlıklarının en az yüzde 10'unu kaybeden hastaların davranışlarını gözlemlemek istiyordu. Sonuçta, hastaların 34'ü bu kiloyu verebildi.
Hastalara 8 hafta boyunca ağır bir diyet programı uygulandı ve sonraki 2 hafta boyunca aşamalı olarak yeniden her gün yedikleri yemekler verildi.
13 KİLO VERİP 5 KİLOSUNU GERİ ALDILAR
Toplam 10 haftalık programda, hastaların her biri ortalama 13,6 kilo vermeyi başardı. Ancak hastaları sonraki 1 yılı içinde de takip eden araştırmacılar, bu süre içinde ortalama 5,4 kilonun geri alındığını gördüler.
Bundan sonra, bilimadamları iştahı etkileyen hormonları incelediler. Sonuç, hormon seviyelerinin diyet programı öncesi ve 1 yıl sonrasındaki farkta bulundu. Toplamda 6 hormon hala iştahı artırıyordu.
Uzmanların cevap aradığı bir diğer konu, "neden diyet yapan birinin vücudu bu duruma isyan ediyor" sorusuydu. Bilimadamlarına göre, bunun cevabı insanın evrimsel kalıtımında gizli, çünkü kilo vermek vücut tarafından üreme ve hayatta kalma dürtülerine tehdit olarak algılanıyor.
Bu nedenle, diyetten sonraki 1 yıl boyunca hormonların kiloları geri almak için savaşması normal karşılanıyor. Uzmanların bu konudaki çözüm önerisi ise çok basit: "Kilo vermeye çalışacağınıza, henüz zayıfken kilo almamayı deneyin".
A.A
Cinsellik sizin için sadece eşinizi mutlu etmek için bir görevse, kadınlığını yaşayamayanlar kulübüne üye oldunuz bile.Küçük kızınıza hiç düşünmeden söylediğiniz "Çok ayıp" kelimesinin tüm hayatını etkileyeceğini bilseniz yine söyler misiniz? Cevabınız ne olacak bilmiyoruz ama "Evet" ise vay o kadının haline... Hayatı boyunca yatağa girmekten korkacak olan o kadın, sevdiği adam mutlu olsun diye elinden geleni yapacak ama kendisi bir kere bile mutlu olamayacak. Sebep ise çoğu zaman sizin söylediğiniz o basit cümle olacak.
Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği'nden Psikolog Burcu Atatür, bunun nedenini şöyle açıklıyor: "Toplumumuz cinsellik konusunda sakatlanmış bireyler yetiştiren bir toplum. Kadınlarımız küçük yaşlardan itibaren cinsel duygu ve dürtülerini yok saymaya programlanıyor. Kendi bedenlerine dokunmaktan aciz, vajinalarını üçüncü bir şahıs kabul eden, bakmaya bile tahammülü olmayan kadıncıklar. Cinselliğin ayıp, yasak, günah ve pis bir şey olduğu inancıyla yetişen bir kadının da, evlendiğinde aniden tüm bu beyin programını silmesi ve eşiyle keyifli ve tatminkar bir şekilde, mekanik olarak değil, tam anlamıyla sevişebilmesi elbette mümkün olamıyor."
Özgür kadın, özgür cinsellik başta kadını korkutuyor. Üzerinde ahlakı yanlış yere konuşlandırmış olmanın verdiği büyük bir suçluluk duygusu bulunuyor. Cinselliği seviyor, istiyor, yaşıyor ve hatta zevk de alıyorsa, "Namussuz muyum, kötü kadın mıyım?" diye düşünmeye başlayabiliyor.
Vajinismus en önemli sorunKırsal, kentsel, her bölge ve coğrafyadan, kadınların çoğu kendilerine, bedenlerine, dişiliklerine yabancı oluyor. Üzerlerine giydirilmiş roller içerisinde boğulmadan hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Evlat rolü, eş rolü, anne rolü, ev-iş kadını rolleri, tüm bunlar gerçekte öncelikle bir birey ve kadın olduklarını unutturup en temel hak ve özgürlüklerini onlardan alıyor. Bu en temel özgürlük ise bir kadın için varolma ve varetmek anlamına geliyor. Psikolog Burcu Atatür, "Psikolojik olarak bakarsak bu kadınların kendini gerçekleştiremeyen tüm bireylerin yaşadığı sorunları yaşama ihtimalleri var. Ancak cinsel açıdan bakıldığında öncelikle vajinismus sorunu görülüyor. Yani yıllarca büyük bir özenle korudukları kızlıklarından evlenince bir anda vazgeçemiyorlar, dolayısıyla zihinleri ve bedenleri bir korku refleksi şeklinde eşleriyle cinsel ilişkiye girmeyi reddediyor. Diğer en sık gördüğümüz sorun ise, orgazm olamama. Onun da altında, kendi bedenlerine bakmayı bile kadınlarımıza yasaklamış zihniyet yatıyor" diyor.
Korku ile utanç birleşiyorCinsellikle ilgili temel sorunlar, kadınların korku ve utanç duygularından kaynaklanıyor. Bilgilendirmeden yoksun yetiştirildiği, bildikleri de büyük ihtimalle yalan yanlış temellere dayandığı için cinsel terapistler, vajina deliğinin nerde olduğunu bilemeyen eğitimli genç kadınlarla bile karşı karşıya kalabiliyor. Korku duygusu vajinismustan cinsel isteksizliğe, orgazm olamamaya veya ağrılı cinsel ilişkiye kadar birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Öğrenilmesi ve geliştirilmesi gereken cinsellik saklandığında, potansiyelinin binde birine dahi ömür boyu ulaşamamış, duygu ve istekleri dondurulmuş, hazları engellenmiş kadınlar yaratılmış oluyor. Bu kadınlar da böyle bir yoksunlukla çocuk sahibi olup, o çocukları da aynı duygularla yetiştiriyorlar.
Günümüz kadını da zor durumdaGünümüz modern kadınının cinsellik konusunda daha iyi durumda olduğu düşünülse de Psikolog Burcu Atatür bunun böyle olmadığını söylüyor ve "Gözlemlerime dayanarak, günümüz modern kadınının neredeyse daha fazla cinsel sorun yaşadığını söyleyebilirim" diyor.
Kadın kadına engel oluyorÇoğunlukla kadını engelleyenlerin başında yine kadın geliyor. Kısıtlanmış kadın, kendinden sonra gelen kadınlara da aynı tarzda davranıyor. Engellenen kadın engelliyor, hatta daha büyük bir hırsla. Yargılanan kadın yargılıyor ama hep hemcinsini.
Cinsellik bir bütün olmalıPsikolog Burcu Atatür, "Kadın her şeyden önce doğası gereği üretici,yaratıcıdır.Çok büyük bir sevgi kaynağıdır. Kadın yarattığı zeminde erkek var edebilir. Yani biri ortamı sağlar diğeri o ortama yaşam kurar. Cinsellik ise tüm bu olayların çekirdeğinde yer alıyor. Ama bedensel değil, ruhsal bütünlük içindeki cinsellik önemli. Bunu tam anlamıyla yaşayabilmek için en başta kadının kendini, bedenini, arzu ve isteklerini bilmesi, bulması, tanıması ve ifade edebilmesi gerekiyor" diyor.
MUTLU OLMAK İÇİN NE YAPMALI?"Cinsellik bir yere kadar dürtüsel olsa da, bir noktada öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir davranış. Daha kendine dokunamayan, kendisiyle sevişemeyen bir kadından partneriyle sevişip mutlu olabilmesini, zevk alıp zevk verebilmesini beklemek yanlış olur. Bu konuda günümüzde yazılı ve görsel bilgilendirme materyali gitgide artıyor. Birçok dernekle birlikte, hastanelerde veya özel olarak çalışan cinsel terapistler, psikiyatristler, psikologlar bu kişilere yardım edebiliyor. Ancak buradaki önemli bir sorun, kişilerin bu konuda rahatlıkla gidip yardım alamayacak zihinsel, ruhsal ve sosyolojik yapıda olmalarıdır. Kadın kendine sanki ilk defa karşılaşıyormuş gibi en baştan, meraklı, özgür ve tanımaya açık gözlerle yeniden bakmalı. Aynanın karşına geçip kendini ilk defa görüyorlarmış gibi incelemeli. Cinsellik en başta dokunmaktan geçiyor. Çiftler gerek kendi bedenlerine, gerek birbirlerinin bedenlerine, acelesiz, şefkatle, özenle, merakla, istekle, tutkuyla dokunmalı ve tecrübelerini, hayallerini birbirlri ile paylaşmalılar.
Psikolog Burcu Atatür, "Bence hepimizin kafası çok karışık, gerçekten arada sıkışıp kalmış bir halimiz var. Kadınlarımız da, yanlış bir şey yapmış küçük kız gözleriyle, kendi bedenlerini hem keşfedip yaşamaya hem de iç sıkıntısı duymaya devam ediyorlar. Kendileri bile kendilerinden ve namuslarından şüphe ettiklerinde ne haklarını koruyabiliyor ne de fikir ve duygularını ifade edebiliyorlar. Yine sonuçta mutsuz evlilikler, renksiz cinselliklere razı olup, çerçeveden çıkmamaya çalışıyorlar" diyor.
Kadınların eğitimli olmaları ve modern hayatlar yaşamaları, cinsel problemlerini dile getirmelerini engelleyebiliyor. Sevişme esnasında zihinleri çok meşgul oluyor ve kendilerini akışa bırakmaya izin vermiyorlar. Çok fazla kontrol dürtüsü, hepimizin içinde olan uyumlanma becerisi ve arzuların ifadesini sınırlandırıyor hatta bastırıyor. Diğer bir deyişle kendini sürece koyuveremiyor. Eğitimli ve bu işi beceremiyor da diyemiyor. Böylece bir kısır döngü içerisinde, gitgide tatminsiz, mutsuz, huzursuz bireyler olarak yalnızlaşmaya devam ediyorlar.
Orgazm öğrenilmeden mutlu olmak zor!Hayatında hiç orgazm olmamış bir kadının hiç mutlu olmamış olduğu söylenemez ancak hayatında hiç gerçek bir orgazm yaşamamış bir kadının, gerçek potansiyeline ve varoluşuna ulaşamadığı söylenebilir. Yıllardır bastırılmış, saklanmış, ayıplanmış, günahla karıştırılmış bu konu, ne kadar gün yüzüne çıkarılır, öğrenilir, öğretilirse birey, kadın, çocuklar ve toplum o derece sağlıklı olur.
TedaviBu tür terapilerin temeli cinsel bilgilendirme oluyor. Cinsel terapinin bir diğer püf noktası da "çift bilinci". Cinsel problem, genellikle kişinin problemi olmaktan çok çiftin problemi oluyor. Elbette kişisel problemler, psikolojik yapılanma, ailesel-çevresel problemler, çocukluk travmaları da büyük rol oynuyor ama sonuçta cinsellik çift kişilik bir olgu. Cinsel birleşme, iki ayrı kişinin ruhsal, zihinsel, bedensel bir bütün olma hali. İki kişiden birinde yaşanan bir sorun büyük ihtimalle bu bütünlenme aşamasında bir veya birkaç yerde yaşanan tıkanıklıkla ilgili oluyor. Sonuç olarak cinsel problemlerle uzmana başvuran kadınlara, düzenli bir partnerleri varsa, beraber gelmeleri öneriliyor. Ardından, çift, kadın ve erkek yapısı hakkında bilgilendiriliyor, kendilerini keşfetme yolları gösteriliyor, aralarındaki iletişim ve sevgi akışı iyileştiriliyor ve çifte ihtiyaç duydukları noktalarda destek veriliyor.
ERKEKLER BU KONUDA NASIL DAVRANMALI ?Psikolog Burcu Atatür, "Erkekler öncelikle bilgisizliklerini kabul etmeliler. Sormaya başlamalılar. Erkeklerin üzerindeki yük de çok ağır. Çünkü kadınların bekaretine bu kadar önem verilen bir ülkede evli çiftin cinsel tatmininin sorumluluğu doğal olarak erkeğin omuzlarına kalıyor. Ancak erkeklerin de bu konuda pek bilgi sahibi olmadıklarını görüyoruz. El yordamıyla bir şeyler öğreniyorlar. Kendilerini eşlerine saklayanlar da var. Hele öyle bir durumda, her iki taraf da gözleri kapalı birbirlerini bulmaya çalışıyorlar. Bilmediğini kabul etmek ve yardım istemek, destek istemek bu kadar zor olmamalı. Artık ulaşılabilecek kaynaklar var ve gün geçtikçe de artacak. Yeter ki erkekler, bilgisizliği başarısızlığa denkleştirmesinler. Özellikle kadın bedeni ve cinselliği ile ilgili bilgiler, bilim çevrelerinde her geçen gün yenileniyor ve çeşitlendiriliyor" diyor.
Formsante
‘Ben asla yalan söylemem’ dediğiniz anda yine bir yalan daha söylüyorsunuz. Günlük iletişimimizin içinde olağanüstü bir yeri var yalanın. İnsan, sahip olduğu zeka ve dil yeteneği sayesinde başkalarını aldatmayı gerçek bir sanat haline dönüştürmeyi başaran yegane canlı türü.
Hal böyle olunca da, konu bilim dünyası tarafından yakından inceleniyor. Çünkü yalanı ortaya çıkarmak hiç de kolay değil. Polis, dedektif, psikolog gibi uzmanların yalanı ortaya çıkarma başarıları ortalama yüzde 53. Yani yazı-tura atmak gibi. Yalan makinelerinin başarıları da bu oran içinde. Fakat, neredeyse yüzde yüz başarılı olan büyük yetenekli insanların varlığı keşfedildi. Bu kişiler dışında, başka bir araştırmaya göre ise, kadınlar yalanı anlamada erkeklere göre çok daha başarılı.
Günlük iletişimimizin içinde olağanüstü bir yeri var yalanın. Hatta kimi zaman günde 200 yalana varan bir portföye bile sahip olabiliyor içimizden kimileri.
‘Size vaat etmiş olduğum ücret artışının hemen gerçekleşmesini ben de isterdim. Ne var ki işletmemizin mali durumu bugünkü koşullarda buna elvermiyor. Belki gelecek yıl…’ diyen patron, ya da eve neden birkaç saat geç kaldığını anlatan eşiniz: ‘Canım, falanca bölümün sekreteri işten ayrılıyor, ona veda partisi düzenlenmiş, görünmezsem ayıp olacaktı…’ Veya evde birbirleri ile kavgaya tutuşan çocuklarınız: ‘İlk önce o başlattı, hayııır ben değil o…’
Şöyle bir düşündüğünüzde sosyal iletişim içinde azımsanamayacak kadar çok bölümünün karşılıklı olarak başkalarını aldatmak ve söylenen yalanları ortaya çıkarmak üzere kurulu olduğunu fark edersiniz. Ancak aldatıldığımızı ortaya çıkarmak öyle sanıldığı kadar kolay değil. Bu yüzden bilim dünyası özellikle de psikoloji bilimi ile uğraşanlar, söylenen yalanları ortaya çıkartmanın yollarını harıl harıl araştırır durur.
Doğa belgeseli yalanıYalan üzerine neler yapılıyor diye merak eder ve bilim dünyasında, dergi ve sitelerde bir tur atarsanız, ilginç araştırmalarla karşılaşırsınız. Bilim dünyasında kimileri çeşitli testlerle ‘yalan deşifre yeteneğine’ sahip insanları ortaya çıkartıyor, onların bu becerileri ve hünerlerinden geri kalanların nasıl yararlanabileceğini görmeye çalışıyor. Başka bir grup ise, yalanları deşifre etmeyi başarabilen bu insanların nasıl bir çevreden geldiklerini ve ne tür koşullarda yetiştiklerini belirlemeye uğraşıyorlar.
California’da San Francisco Üniversitesi’nden psikolog Maureen O’Sullivan, yalan söyleyenlerin nasıl daha kolay deşifre edileceğini düşünenlerden. İnsan başkalarını aldatan tek primat değil, ancak sahip olduğu zeka ve dil yeteneği sayesinde bunu gerçek bir sanat haline dönüştürmeyi başaran yegane canlı türü. Özellikle eş seçimi, refah ve statü arayışı gibi konularda yalan ve aldatma etkili bir strateji haline gelirken, insanın genelde yalan söylendiğini anlayamaması da bu sanatı iyice pekiştiriyor.
Peki bilim dünyası, kimilerinin daha fazla sahip olduğu, yalanı deşifre etme yeteneğini nasıl test ediyor?
Bu konudaki dünyaca ünlü guru, California Üniversitesi’nde Psikolog Paul Ekman. Ekman bu konu ile 40 yılı aşkın bir süredir ilgileniyor. Ekman’ın standart testi, deneklere, insanların duygularını anlattıkları bir film göstermek. Filmdeki insanların bir kısmı bir doğa belgeseli izliyor, bir kısmı ise yanmış insan görüntülerinin olduğu bir video kaydını. Ancak hepsi de doğa belgeseli izlediğini iddia ediyor. Yani yarısı yalan söylüyor. Filmi izleyen denekler ise bu insanların ne izlediğini hiç görmüyor, yalnız anlattıkları duygularından ve ifadelerinden yola çıkarak, kimin yalan söylediğini bulmaya çalışıyor.
Makineler başarısızTestin sonucu katılımcıların çoğunun yalan söyleyenleri bulmakta başarısız olduğu şeklinde. Hatta, görevi kapsamında yalanı ortaya çıkarmak da olan polis, terapist, hakim ve savcı, gümrük memuru gibi kişilerin bile bu konuda pek becerikli oldukları söylenemiyor.
Henüz yayınlanmayan 253 araştırmanın sonucuna göre yalanı ortaya çıkarmada başarı payı yalnızca yüzde 53. Yani yazı tura atmanın bir nebze üzerinde. Yasalarla uğraşanların yalan söyleme makinelerine güvenerek karar vermeleri de imkansız gözüküyor. Çünkü bu makinelerin savunucuları, yüksek doğruluk hususunda iddiacı olsalar da, makinenin suçlu göstermesine karşın masum olanların oranı yüzde 47 gibi hiç de azımsanamayacak bir rakam.
New Jersey’de, Montclair Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen başka bir çalışma ise kadınların ilgi duydukları erkeklerin yalan yönünü ortaya çıkarmadaki başarılı performanslarını vurguluyor. Örneğin kadın, dışarıda kapının önünde duran pahalı model aracın kendisine ait olduğunu iddia eden erkeğin doğruyu mu söylediğini yoksa arabayı arkadaşından mı ödünç aldığını erkeğin ifadelerinden rahatlıkla anlayabiliyor. 34 kadın deneğin katıldığı bu çalışmada bekar kadınların başarı grafikleri daha yüksek. Evli ya da ciddi bir ilişki içinde olan kadınlar ise erkeklerin yalan söyleyip söylemediklerini anlamada o kadar başarılı olamıyorlar.
Yine ilgi çekici bulgulardan biri de, yalanı keşfetme sihirbazlarının çoğunun ortak noktasının zorlu bir çocukluk dönemi geçirmiş olmaları. Örneğin kimilerinin alkolik anne veya babaya sahip olmaları, kimilerinin göçmen olması ya da işine ailesinden daha çok zaman ayıran anneye sahip olmaları, bu kişileri çocukluklarında sözel olmayan iletişime ve gözlem yapmaya eğilimli hale getirdiği belirtiliyor.
Dünyada yalanı en iyi anlayan 29 kişiAraştırmalar, söylenen yalanı ortaya çıkarmakta son derece başarılı insanların bulunduğunu ortaya koyuyor. Örneğin 1980’li yılların ortalarında psikolog Paul Ekman, tüm testleri başarı ile geçen bir kişiyi saptadı. ABD’de alkol, silahlı alet ve patlayıcılar bürosunda görevli memur J.J. Newberry. Ajan Newberry’nin sahip olduğu bu yetenek, meslektaşları tarafından da fark edilmiş ve kendisi, ajanlara sorgulama tekniklerinin öğretildiği birimin başına getirilmişti. Newberry’nin varlığı bilim adamlarını dünyada benzer yeteneğe sahip başkalarını da ortaya çıkarmak için araştırmalara yöneltti. 14 bin kişi üzerinde yapılan testler sonucunda ekip, 29 daha canlı ‘yalan dedektörü’’ saptadılar. Araştırmalar hálá sürdüğü için elde edilen veriler henüz açıklanmamasına karşın, bilim insanları ilk bulguları şöyle tanımlıyorlar:
Yüz ifadelerinin özellikle öfke ve suçluluk gibi duyguların ortaya çıktığı durumlarda çok hızlı değişime uğraması, yalan söylemenin başlıca göstergelerinden biri.
Yalan saptama sihirbazları olarak tanınan kişilerin yeteneği ise saniyenin beşte birinden daha kısa sürede gerçekleşen bu yüz devinimlerini ortaya çıkartabiliyor olmaları.
Burçların hayatımızdaki yeri malum. Doğumumuzdan başlayarak hayatımızın her evresini etkileyen burçlar, güzelliğin en önemli tamamlayıcısı olan makyajda da kendini gösteriyor. Güzellik uzmanları her zaman kadınları kişilikleri, yüz tipleri ve bulundukları ortama göre makyaj uygulamalarını öneriyor.İşte bu sebeple astrolojide yer alan toprak, hava, ateş ve su gruplarından yola çıkılarak uygulanan makyaj stillerinden biri de sizin için…
Ateş grubu iddialıKoç, Aslan ve Yay bu grubun temsilcileri. Ateş grubu kadınları, dikkat çekmeyi ve çekiciliklerini ön plana çıkarmayı seviyorlar. Fark edilmek en büyük tutkuları. Makyajlarında da dikkat çekici çizgileri ve renkleri kullanmaları gerekiyor. Ateş grubu kadınlarının rengi kırmızı ve siyah. Gözlerde siyah far ve kalem kullanmaları öneriliyor. Eyeliner, göz makyajının vazgeçilmez ürünü. Gölgelemelerde beyaz farlar çok işlerine yarıyor. Rujda ve allıkta kırmızı tonları tercih ederlerse içlerindeki dikkat çekme isteğini tatmin edebilirler.
Su grubu sezgiselYengeç, Akrep ve Balık bu grubun burçları. Grubun rengi yeşil. Sezgilerin ve içgüdülerin temsilcisi su grubu, yeşilin her tonunu kullanabilir. Özellikle Nil yeşili kullandıklarında daha gizemli olurlar. Göz makyajında vazgeçemeyecekleri, kahverengi kalemler ve beyaz farlarla yapılmış gölgeler. Çocuksu tenlerine şeftali rengi allık kullanmaları gerekiyor. Ruj seçiminde ise pembenin bütün tonları, ayrıca oranj, su grubu kadınlarının kullanması gereken renkler.
Hava grubu bağımsızHava grubunun burçları olan İkizler, Terazi ve Kova, özgürlüğün ve bağımsızlığın temsilcileri. Hava grubu kadınlarının rengi, mavi ve pembe. Gözlerde maviden laciverte kadar her tonu rahatlıkla kullanabiliyorlar. Yanaklarda ise pembe allık ciltlerine ışıltı katıyor. Ruj seçiminde de yine pembe ve tonları ağırlık kazanıyor.
Toprak grubu sakinToprak grubu kadınları sakin ve evcimen tabiatlı. Boğa, Başak ve Oğlak bu gruptan. Abartıyı sevmiyor ve sadeliği tercih ediyorlar. Makyajda da sade ve göze çarpmayan renkleri uygulamaları gerekiyor. Kahverengi, toprak grubunun rengi. Bunu unutmayın.
Erkeklerde kısırlık nasıl ve neden oluşur? Nasıl teşhis konur? Nasıl tedavi edilir? Kısırlığı nasıl önleyebilirsiniz? Hepsinin yanıtları burada!Kısırlık bir çiftin en az 1 yıl süreyle doğum kontrolü uygulamaksızın düzenli cinsel birliktelik kurduğu halde çocuk sahibi olamaması durumudur. Kısırlık her 6 çiftten 1 isinde görülmektedir. Erkeklerin veya kadınların üreme sistemindeki problemden kaynaklanabilir. Kısırlığın erkek üreme sisteminden kaynaklanması oranı %20 dolaylarındadır.
Erkeklerde kısırlık nasıl oluşur?Erkeklerde görülen kısırlıkta en büyük neden erkeğin çok az sperm üretmesi yada hiç sperm üretmemesidir. Bunun nedenleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Zehirli kimyasallara veya radyasyona maruz kalma
Klinefelter Sendromu gibi erkeklik hormonu olan testosteronun azalmasına yol açan genetik bir rahatsızlığa sahip olma
Sıkça uzun süreli küvette banyo yapmak
Sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı
Ergenlik veya yetişkinlik döneminde ciddi kabakulak enfeksiyonu geçirmek.
Hormon bozuklukları
Üreme organında spermlerin geçişine engel olacak enfeksiyon geçirmek
Testislerde ciddi şekilde yaralanma
Varikosel: Varikoselin neden kısırlığa sebep olduğu konusunda henüz kesin bir bilgi yoktur. Ancak genişleyen damarların testislerde sebep olduğu ısı artışının sperm üretimini olumsuz etkilediği, genişleyen damarlarda biriken kanda anormal konsantrasyonlara ulaşan böbreküstü bezi ve renal ürünlerin sperm oluşumunu olumsuz etkilediği, yine bazı metabolik ürünlerin artması ve oksijenlenmenin azalmasının sperm üretimini olumsuz etkilediği gibi birtakım teoriler mevcuttur.
Jokey şortu gibi dar iç çamaşırlarını uzun süreli kullanma
Sık ve her gün cinsel birliktelik yaşanması sonucunda olgun sperm oluşamaması
Bazen spermler anormaldirSpermler düzgün biçimli olmayabilir, iyi ve düzgün bir şekilde yüzemeyebilir veya yaşam süreleri normalden kısa olabilir (Normal bir spermin yaşam süresi yaklaşık 4 gündür). Anormal sperm aşağıdaki koşullardan kaynaklanıyor olabilir:
Cinsel birleşme sırasında boşalmanın erken gerçekleşmesi
Sidik torbasından, prostattan, idrar yolu ameliyatlarından, diyabetikten veya bazı ilaçlardan kaynaklanan ters yönde boşalma (spermin erkeğin mesanesine doğru ilerlemesi)
Ereksiyonu sağlamada yetersizlik (muhtemel bazı ilaçlardan veya Peyroni hastalığı gibi hastalıkların yan etkilerinden kaynaklı)
Diğer sebepler ise:
Ciddi yaralanma, ameliyat veya diyabetik gibi tıbbi rahatsızlıklar
Steroid gibi çeşitli ilaçlar
Cinsel birleşme sırasında yağlı maddeler kullanılması (spermin yumurtaya ulaşmasını zorlaştırırlar).
Özellikle 40 yaşından sonra yaşlanmayla beraber doğal olarak üretkenlikte düşüş
Nasıl teşhis konur?Başlangıçta her iki çiftte bir sağlık uzmanına danışabilir. Daha sonra bir uzaman yönlendirilebilirsiniz. Erkekler genellikle bir üroloji uzmanına gözükürler. Siz ve partneriniz fiziksel bir sınamadan geçersiniz.
Aşağıdaki konular hakkında size sorular sorulur:
Cinsel yaşam geçmişiniz, varsa önceki hamilelikler
Sağlık geçmişiniz
Alkol ve uyuşturucu kullanımınız
Cinsel birleşme aktiviteleriniz (ne sıklıkta beraber olduğunuz, birliktelik sırasında ne tür ilaç katkıları kullandığınız gibi)
Erkeklerden aşağıdaki testlerde istenebilir:
Spermlerin kalitesini ve sayısını ölçmek amacıyla sperm testi
Hormon dengesizliğini, enfeksiyon veya çeşitli hastalıkları kontrol amaçlı kan testleri
Enfeksiyon kontrolü için penis sıvısı testi
Ultrason taramaları
Nasıl tedavi edilir?Eğer kısırlığa yol açan bir rahatsızlığınız varsa tedavi hormon veya antibiyotik gibi ilaç tedavisini veya ameliyatı içerebilir. Bazen tedavinin kombinasyonları her iki partner için de gerekli olabilir.
Erkekte kısırlık için olası tedaviler:
Hormon dengesizliği için hormon alımı
Daha fazla sperm üretimi için ilaç alımı
Enfeksiyonu temizlemek için antibiyotik alımı
Uzun süreli sıcak duş, küvette banyo ve saunadan kaçınma.Yüksek sıcaklık sperm sayısını düşürebilir. Jokey şortlarındansa normal şort giyilmesi yardımcı olabilir.
Cinsel birleşme sırasında ilaç katkıları kullanmamak
Her gün cinsel birliktelik yaşamamak
Ereksiyon problemleri için terapiste gitmek
Testislerdeki bozukluğu düzeltmek için ameliyat olmak veya sperm taşıyan tüplerdeki tıkanıklığı kaldırtmak
Eğer sperm sayımınız düşükse yapay döllenme bir seçenek olabilir.Sperm değişik zamanlarda toplanır ve yeterli miktara gelmesi için depolanır. Daha sonra en verimli zamanında partnerinizin rahmine yerleştirilir. Bu başarı sağlanan bir işlemdir. Eğer sperm sayımınız hala düşükse veya sperminizle ilgili başka problemler varsa başka bir erkekten sperm bağışı almayı düşünebilirsiniz.
Başka bir yöntemde suni döllenmedir. Yumurtalar kadından alınır ve laboratuarda bir spermle döllenir. Döllenen yumurtalar daha sonra kadının vücuduna tekrar yerleştirilir. Bu işlem sperm sayımınız düşükse veya partnerinizin tüpleri tıkalı yada zarar görmüşse uygulanır.
Kısırlığın tedavisi bir çift için stres dolu olabilir. İlişkinizde alışık olmadığınız bir zorlamaya sebep olabilir. Danışmak zor zamanlarınızı kolayca atlatmanıza yardımcı olabilir.
Kısırlığı nasıl önleyebilirsiniz?Genetik problemlerden yada birtakım hastalıklardan kaynaklanan kısırlığı önlemek mümkün olmayabilir. Ancak kısırlığa yol açan faktörlerin riskini azaltmaya yardımcı olması açısından aşağıdakiler uygulanabilir:
Cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemek için lateks ve poliüretan prezervatif kullanılması. Cinsel birliktelik yaşadığınız partnerinizin bir başkasıyla aktif cinsel hayatı olmaması
Haftada 1-2 kadehten fazla alkol tüketilmemesi
Eroin gibi uyuşturucuların kullanılmaması. Reçeteli ve reçetesiz ilaçlarda doz aşımının olmaması
Sanayi kimyasalları ve zirai ilaçlar gibi zehirli maddelere maruz kalınmaması
Fazla radyasyona maruz kalınmaması
Uzun süreli ve sıcak banyo yapılmaması ve dar iç çamaşırı kullanılmaması
Kişisel sağlık ve hijyene önem verilmesi
Günümüzde planlı bir şekilde bebek sahibi olmaya karar veren anne adayları, böylece kendilerini fiziksel ve psikolojik olarak bu yepyeni döneme hazırlamak için gerekli zamana sahip oluyorlar. Uzmanlar, hamile kalmaya karar veren anne adaylarının dikkat etmesi gerekenler hakkında ipuçları veriyor.Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Senai Aksoy, planlı hamilelik öncesi dikkat edilmesi gereken önemli noktalar hakkında açıklamalarda bulundu.
Gebelik öncesi muayeneAnne olmaya karar verildiğinde ilk yapılması gereken gebeliği takip etmesi istenilen hekim ile temasa geçmek, randevu almak ve muayeneye gitmektir. Bu ziyaret esnasında hekim kişinin genel sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olur ve gebelik ile ilgili yaşam şeklindeki bazı değişiklikler ile ilgili plan yapar.
İlk muayenede detaylı bir fizik inceleme yapılmalıdır. Gebelik esnasında gelişmekte olan bebeğe olumsuz etkileri olabilecek bazı enfeksiyonlara karşı bağışıklık olup olmadığı araştırılmalıdır. Eğer kişi bağışık değilse gebelikten en az 3 ay önce aşı yapılmalıdır.
Kişinin kronik bir rahatsızlığının olup olmadığı son derece önemlidir. Şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon gibi bazı önceden bilinen hastalıklar kontrol altına alınmalıdır.
Düzenli ya da düzensiz kullanılan ilaçlar hekim ile tartışılmalı, bunların gebeliğe ve bebeğe olan etkileri sorgulanmalıdır.
Hem anne hem de baba adayının aile geçmişleri sorgulanmalı, soylarında genetik geçiş gösteren herhangi bir anomali ya da hastalığın olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu tür bir problem varlığında hekim gebelik öncesi genetik danışma isteyebilir.
Gebeliğe hazırlıkGebelik ve anne olma heyecanı sağlıklı bir yaşam için mükemmel bir motivasyon aracıdır. Bu kararı veren pek çok kadın alışkanlıklarını kendi isteği ile değiştirmekte, pek çoğunun eşi de ona destek olmak maksadıyla ona uymaktadır. Sonuç daha sağlıklı bireyler ve aile olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sigara: Sigarayı bırakmak için anne olmayı istemekten daha iyi bir sebep olamaz. Sigara kadında yumurta, erkekte sperm sayı ve kalitesini azalttığından gebe kalmada güçlüğe neden olabilir. Sigara içen gebelerin bebekleri düşük doğum ağırlıklı olabilmekte, bu kadınlarda düşük ya da erken doğum daha sık görülmektedir. Yeni yayınlanan bir çalışmada gebelikleri boyunca sigara kullanan kadınlardan doğan erkek çocukların ileriki yaşamlarında suç ve şiddete olan eğilimlerinin artmış olarak bulunması ilginçtir.
Alkol: Benzer şekilde alkol de gebe kalma şansını bir miktar azaltır. Anne karnında alkole maruz kalan bebeklerde uzun dönemde zekâ gerilikleri, öğrenme bozuklukları, davranış bozuklukları görülebilir. Yine yapılan bir çalışmada haftada 1 – 5 kez alkol kullanan kadınların hiç kullanmayanlara göre daha zor gebe kaldıkları saptanmıştır. Alkol erkekte de sperm sayısı ve kalitesini azaltır.
Stres: İsrail’de yapılan bir araştırmada infertilite tedavisi gören kadınlarda stres gidermek maksadı ile meditasyon yapanlarda gebeliklerin daha kolay elde edildiği sonucuna varılmıştır. En sağlıklı ve kolay stres giderici egzersizdir.
Beslenme: Gebelikte olduğu gibi gebe kalmaya karar verildiğinde de beslenme son derece önemlidir. Suni tatlandırıcılar, kafein gibi pek çok maddenin kullanımı azaltılmalıdır. Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir. Çünkü gebelikte diyet önerilmez.
Gebe kalmadan önce günlük Folik asit takviyesi faydalı olabilir. Günde alınan 400 – 800 mikrogram folik asit bebekteki merkezi sinir sistemi anomalilerini %50’ye yakın oranda azaltır. Folik asidin düşük olasılığını da arttırdığına dair araştırmalar mevcuttur.
Önemli noktalar- Gebe kalınıp kalınamayacağı önceden bilinemez. Hiçbir hekim ya da kişi, hiçbir kimseye çocuğun olur ya da olmaz diye garanti veremez. Tabii ki bunun istisnaları vardır. Rahmi ya da testisleri olmayan bireylerden oluşan çiftlerde doğal olarak gebelik olmaz. Ancak anatomik olarak hiçbir problem olmasa bile %15 vakada açıklanamayan kısırlık olduğu unutulmamalıdır.
- Gebe kalmaya karar verildiğinde doğal olarak ilk yapılacak şey korunmayı bırakmaktır. Uygulanan yönteme bağlı olarak üreme yeteneğinin geri dönmesi 0 – 3 ay kadar sürebilir.
- Gebe kalmak için en uygun dönem 28 günde bir adet gören kadında kanamanın başlangıcından itibaren 12 – 15. günlerdir.
- Gebe kalma şansını arttırmak için düzenli bir cinsel yaşam ve haftada en az 3 ilişki faydalı olur. Bu şekildeki çiftlerin %75i 6 ay içinde gebelik elde eder.
- Çiftlerin %15’inde 1 yılın sonunda gebelik olmaz. Bu çiftlerin infertilite araştırılması açısından hekime müracaatı gerekir.