Kolesterol Düşüren Yiyecekler

14 Ağustos 2014 Perşembe | yorum

Kolesterol Düşüren Mucize Yiyecekler Ne Kadar Tüketilmeli? Uzman Diyetisyen&Yaşam Koçu Gizem Şeber Uyarıyor…

Kurubaklagiller: Kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek gibi besinlerin içerisinde bulunan çözünür lifler, kötü Hutlu kolesterol olarak anılan LDL kolesterolü düşürmeye yardımcıdırlar. Yapılan bir bilimsel araştırmada; her gün 1 porsiyon kurubaklagil tüketimi, 6 haftada kan kolesterol seviyelerini %10 azaltmıştır. Haftada en az üç kez kurubaklagiller sofralarımızda yer almalı.

Kuruyemişler: Fındık, badem ve ceviz gibi kuruyemişler, düzenli tüketildiklerinde kan kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcıdırlar. İçerdikleri çoklu doymamış yağ asitleri de, damar sağlığının korunmasına yardımcı olurlar. Yapılan bilimsel çalışmalara göre, günde ortalama 40 gram kuruyemiş tüketmek, kötü huylu kolesterolü düşürmeye yardımcı olur.

Soya ürünleri: İçerdikleri fitat ve izoflavonlar sayesinde düzenli tüketildiklerinde kolesterolü düşürücü etki gösterirler. Soframızda çok alışkın olmadığımız soya ürünlerine soya sütü, tofu veya soya kıyması olarak yemeklerde, çorbalarda yer verebiliriz. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) önerilerine göre; günde 25 gram soya proteini tüketmek, kötü huylu kolesterolü düşürmeye yardımcı olur.

Avokado: Avokadoda; iyi huylu kolesterol olan HDL’yi yükselten ve LDL’nin düşmesine yardımcı olan tekli doymamış yağ asitleri bulunur. Aynı zamanda diğer bütün meyvelere oranla, kolesterol düşürmeye yardımcı etkisi olan beta sitosterolleri yapısında daha fazla bulundurur. Günde ¼ veya ½ avokado tüketmek kan kolesterolünü düşürmek konusunda yol katetmeyi sağlar.

Gizem Şeber
Çikolata: Bitter çikolatanın içerdiği antioksidanlar, kalp sağlığının korunmasına yardımcıdır. Bazı bilimsel çalışmalar, kakaoda bulunan antioksidanların iyi huylu kolesterolü yükseltmeye yardımcı olduğunu göstermiştir. Günde 30 gram bitter çikolata tüketmenin, kötü huylu kolesterolün vücutta okside olmasına engel olduğu bilinir.

Bitkisel steroller: Bitkilerin yapısında bulunan bu madde, vücuttan kolesterol emilimini azaltarak, düzenli tüketimde kolesterolü düşürmeye yardımcı etki gösterir. Bitkisel sterollerin kolesterolü düşürücü etki göstermesi için günde 2 gram tüketilmeleri gereklidir. Bazı bilimsel çalışmalarda aşırı tüketimlerinin damar sertliği riskini arttırabileceği gösterilmiştir. Piyasada bulunan bitkisel sterol eklenmiş ürünleri kullanan kişiler, eğer yüksek kolesterol sebebi ile ilaç kullanıyor iseler, doktorlarına danışmalılar.


Zayıflatan paketler

| yorum

Fazla kilolarınızdan mustaripsiniz. Ancak nasıl zayıflayacağınızı bilmiyorsunuz. Yaptığınız bütün denemeler boşa çıkıyor. 

O halde şimdi Kaybedenler Kulübü’ne üye olmanın tam sırası. Bu öyle bir kulüp ki kaybederken kazandırıyor. Çünkü bu kulüpte kaybettiğiniz şey sadece fazla kilolarınız

Aslında spor, diyet ya da sağlıklı yaşam ancak kişinin kendi çabası ve özverisi ile ulaşılabilen bir hedef. Kişisel spor eğitmeni, birlikte spor yaptığınız insanlar ve üyesi olduğunuz kulübün atmosferi sizi o sonuca ulaştırmada son derece etkili. Kaybedenler Kulübü, zamanınız, paranız ve çabanızın sizin adınıza istediğiniz sonuca dönüşmesi üzerine kurulu insan odaklı, samimi, etkin ve özgün bir konsept. Kişiye özel egzersiz programları, beslenme danışmanlığı ve telefon koçluğu ile sağlıklı zayıflamanın doğru adresi Kaybedenler Kulübü’nün sizin için hazırladığı zayıflama paketleri…

10 kilo vermek isteyenler için;

*Kendilerine 1-10 kiloya kadar kilo verme hedefi koyan kişiler için uygundur
*20 adet Personel Training seansı
*10 ay kilo sabitleme ve takip
*Ayda iki kez beslenme danışmanlığı
*Ayda iki kez periyodik olarak yağ ve kas ölçümleri
*2 ay boyunca 7/24 Telefon Koçluğu
*Ayda bir kez outdoor kulüp aktivitesi hakkı
*2 seans özel eğitmen eşliğinde outdoor antrenman
*Premium Kulüp üyeliği

100 günde 20 kilo vermek isteyenler için;

*100 günde kendinde büyük değişiklik hedefleyen kararlı kişiler için uygundur
*40 adet Personel Training seansı
*Ayda iki kez beslenme danışmanlığı
*Ayda iki kez periyodik olarak yağ ve kas ölçümü
*4 ay boyunca 7/24 telefon koçluğu
*4 seans özel eğitmen eşliğinde outdoor antrenman
*Ayda bir ücretsiz outdoor kulüp aktivitesi hakkı
* Premium Kulüp üyeliği

Bambaşka biri olmak isteyenler için;

*20 kilo üzerinde fazlalığı bulunan ve yepyeni bir görünüm elde etmek isteyen kararlı kişiler için uygundur.
*80 adet Personel Training seansı
* Ayda iki kez beslenme danışmanlığı
* Ayda iki kez periyodik olarak yağ ve kas ölçümü
*8 ay boyunca 7/24 telefon koçluğu
*8 seans özel eğitmen eşliğinde outdoor antrenman
*Ayda bir ücretsiz outdoor kulüp aktivitesi hakkı
* Premium Kulüp üyeliği

Performansı geliştirmek için öneriler

| yorum

Günlerce ve aylarca antrenman yaparak maça hazırlanan bir sporcu, karşılaşmanın stresi ve heyecanıyla baş edemeyince, tüm bu çalışmaları boşa gidebiliyor, bu durum sonucu da büyük ölçüde etkileyebiliyor. 

Bu noktada fiziksel antrenman ve yeteneğin yanında zihinsel ve psikolojik çalışmalar da sporcular için büyük önem taşıyor. İNDA Çözüm Odaklı Danışmanlık ve Eğitim Merkezi’nden Psikolog Dr. Serkan Özgün, yapılan birçok çalışmanın yüksek performans ile zihinsel becerilerin arasında önemli bir ilişki olduğunu gösterdiğini, bu açıdan bakıldığında fiziksel antrenman kadar zihinsel becerileri öğrenmek ve geliştirmek için bu antrenmanların da yapılmasının çok önemli olduğunu vurguladı. Özgün; “Kulüplere önerim, bu alanda uzmanlaşmış, eğitimler almış, deneyimli psikologlarla çalışmaları ve bu çalışmaların sürekliliğini sağlamaları.” dedi.

“Stres ve heyecanla baş edemeyen bir zihin, madalyayı kesin kaybettirir”

İNDA Çözüm Odaklı Danışmanlık ve Eğitim Merkezi’nden Uzman Psikolog Ersin Bayramkaya konu ile ilgili olarak şunları söyledi: “Ne kadar çok fiziksel antrenman da yapsanız, kendi antrenmanlarınızda rekorlar da kırsanız, karşılaşmaya çıktığınızda stres ve heyecanınızla baş edemiyorsanız, bedeniniz ve zihniniz istediğiniz gibi çalışmayacaktır. Bu da doğal olarak gerçek performansınızı göstermenizi engelleyecektir. Buradaki stres ve heyecana ‘performans bloğu’ diyoruz. Sporcunun başarısının önünde duran büyük bir engel. Bunu aşmadan tabii ki madalyaya ulaşmak zor. Diğer taraftan güçlü bir zihin size tabii ki madalyayı garanti etmez. Ama zayıf bir zihin, yani stres ve heyecanla baş etmeyi gerçekleştiremeyen bir zihin, size madalyayı kesin kaybettirir. Bu noktada zihinsel ve psikolojik çalışmalar tabii ki fiziksel antrenmanın ve yeteneğin yerini alamaz. Ama gerçek başarı, sürdürülebilir başarı her ikisinin de var olduğu bir süreçte gerçekleşebilir. Çünkü her ikisi de birbirini besleyen ve güçlendiren önemli ve değerli süreçlerdir.”

Sporda performansı geliştirmek için zihinsel beceriler

İNDA Çözüm Odaklı Danışmanlık ve Eğitim Merkezi’nden Psikolog Dr. Serkan Özgün ve Uzman Psikolog Ersin Bayramkaya, spor alanında performansı geliştirmek için en çok kullanılan zihinsel becerileri şu şekilde sıraladılar:

“Zihinde Canlandırma (Imagery): Zihinde canlandırma, görselleştirme ya da zihinsel prova olarak da bilinir. Bütün duyu organlarımızı (görme, hissetme, duyma, tat alma, koklama) kullanarak belirli bir antrenmanın zihninizde provasını yapmak anlamına gelir. Zihinsel canlandırmada tüm duyuları harekete geçirecek şekilde oluşturduğumuz resimler aracılığıyla o ana odaklanır ve zihnimizdeki performansı bedenimizin neredeyse hiç çaba sarf etmeden sergilemesine imkan sağlarız.

Hedefler Belirlemek (Goals Setting): Etkili performans için kısa, orta ve uzun vadeli hedefler belirlemek ve süreci takip ediyor olmak önemlidir. Hedef belirlemek dikkatimizi ve enerjimizi etkili bir şekilde kullanmamızı ve karşılaşmalarda daha başarılı olmamızı sağlar. Hedeflerimiz belirli, gözlenebilen, ölçülebilen, kaydedilebilir, olumlu, zaman tanımlı ve ulaşılabilir zorlukta olmalıdır.

Kendinle İç Konuşmayı (Self-Talk) Kontrol Etmek: Kendinle konuşma, zihinsel olarak olumlu ve gerçekçi olmayı, sakin kalmayı sağlayan aynı zamanda odaklanmayı taze tutan bir tekniktir. Her sporcu kendi kendine konuşur. Zor olan bu iç konuşmayı performansımızı olumsuzdan ziyade olumlu etkileyecek bir şekilde kullanabilmektir. Çünkü iç konuşmalar yaşamın akışı içinde pek çok tepkimizi (duygularımızı, davranışımızı) belirler. Bu noktada performansımızla ilgili kendimize olumlu, motive edici cümleler kurmamız performansımızı olumlu yönde destekler.

Uyarılmayı/Kaygıyı Kontrol Etmek (Controlling Arousal/Anxiety): Uyarılma, uyku halinden en şiddetli heyecana kadar bir yelpazede değişen nöron uyarımından oluşur. Uyarılma, doğal ve sürekli devam eden bir durumdur; fakat uyarılma seviyesi çok yükseldiğinde stres ya da kaygı gibi problemlere neden olabilir. Var olan stres ve kaygıyı azaltmada rahatlama teknikleri arasında en çok kullanılanlar, nefes egzersizi ve aşamalı kas gevşetmedir. Bu teknikleri kullanarak rahatlamış bir zihne ve bedene sahip olabiliriz.

Dikkati Kontrol Etmek (Controlling Attention): “Dikkat ve konsantrasyon” üstün performans ve başarı için oldukça önemli kavramlardır. Dikkat, bir hedefe yönelik bilinçli ve yoğun algı olarak tanımlanır. Konsantrasyon ise ilgili çevresel uyaranlar üzerinde odaklanmayı sürdürme yeteneğidir. Bu iki kavram etkili performansın gerçekleşmesinde anahtar rolü oynamaktadır.

Rutin Davranışlar (Routine Behaviours): Rutin davranışlar, performans sergileyen kişinin düşüncelerinin, duygularının ve performans-öncesi davranışlarının tutarlılığını arttırır. Bu etkisinden dolayı, rutinler daha tutarlı performans davranışının da oluşmasını sağlarlar. Bu da daha iyi sonuçlar demektir.

Öfkeyi Kontrol Etmek (Anger Management): Öfke, sporcuların zaman zaman yaşadığı, uygun ifade edildiğinde olumlu sonuçlar doğuran normal ve sağlıklı bir duygudur. Engellenme, istenmeyen sonuçlar ve karşılanmayan beklentiler öfkeyi ortaya çıkaran ve arttıran nedenlerin başında gelmektedir. Bu durum sporcunun hedeflerinden uzaklaşmasına, olayların gidişatını yönlendirememesine neden olmaktadır. Normal bir duygu olan öfkenin bu olumsuz sonuçlara sebep olmaması için, öfke duygusunun tanınması, kabul edilmesi ve işlevsel bir biçimde ifade edilebilmesi gerekmektedir.”

Beyin Tümörü Habercisi Olabilir!

| yorum

Erişkin bir yaştaysanız ve epilepsi nöbetleriniz oluyorsa en kısa zamanda bir uzmana başvurmanızda fayda var. Çünkü geç yaşlarda ortaya çıkan epilepsi nöbetleri beyinde oluşan bir hastalığın ön habercisi olabilir…

Hisar Intercontinental Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa ile beyin tümörlerinin bilinmeyen belirtilerinden biri olan epilepsi ataklarını konuştuk…

Epilepsinin, bir grup beyin hücresinin zaman zaman ve düzensiz aralıklarla ortaya çıkan, anormal ve güçlü elektriksel deşarjlarının doğurduğu klinik bir tablo olduğunu dile getiren Prof. Dr. Bozbuğa, ‘Toplumda en çok bilinen epilepsi türü grand mal epilepsidir. Bu türde bütün vücudu tutan, şiddetli kasılıp gevşemelerle görülen, bilinç kaybı ve bir takım istemsiz-otonomik hareketlerin de bulunduğu nöbetler görülür. Ancak epilepsi hastalığının çok sayıda tipi vardır ve nadir görülen bazı şekillerinde tanı koymak tecrübeli uzmanları bile zorlayabilir. Çoğu hastada epilepsi kendi başına bir hastalık olup tedavi doğrudan sara nöbetlerine yönelik olur.

İleri yaşlarda görülen epilepsi nöbetleri 

Bu tedaviler genellikle ilaç tedavisi şeklinde yapılır ve nadiren cerrahi girişimler gerekir. Ancak, bazı durumlarda sara nöbetleri kendi başına bir hastalık olmayıp, bazı beyin hastalıklarının belirtisi olarak da görülebilir. Bu hastalarda dikkat çeken en önemli özelliklerden biri, genellikle çocukluk çağı epilepsi ataklarının aksine geç yaşlarda ortaya çıkmış olmasıdır. Dolayısıyla ileri yaşlarda görülen epilepsi nöbetleri daima altta yatabilecek primer bir beyin hastalığını akla getirmeli ve bu yöndeki tetkikler ışığında uzmanlar değerlendirmelidir.

Erişkin yaşlarda başlayan epilepsi hastalığında birincil beyin hastalığı olarak beyin tümörleri görülür. Beyin tümörlerinin belirtisi olabilen bu nöbetler bütün vücudu tutabildiği gibi bazen sadece belirli bir vücut bölgesinde olabilir ya da duyusal algılama bozuklukları ve davranış değişiklikleri ile kendini gösterebilir. Yaygın ya da bölgesel tipte olsun epilepsilerin beyin tümörlerinde görülme sıklığı %25-50’dir. Genellikle yavaş büyüyen ve beyinde kortikal uyarılmanın yüksek olduğu bölgelerin tutulduğu tümörlerde sıklıkla bir belirti olarak ortaya çıkar.’ açıklamasında bulundu.

Bu Belirtiler Varsa Hekiminize Başvurun

• Yavaş ilerleyici tipte bir baş ağrınız varsa,
• Kişilik ve davranış değişiklikleri göstermeye başladıysanız,
• Geçmişi olmayan bir epilepsinin ortaya çıktıysa ve epilepsi atakları yaşıyorsanız en kısa zamanda bir uzmana başvurmanızda fayda var.

Burun eti büyümesi uykusuzluk nedeni

| yorum

Sağlıklı nefes alamıyor, geceleri horluyorsanız, uykusuzluk problemi yaşıyorsanız nedeni burun etlerinizin büyümesi olabilir. 

Sıklıkla geniz eti ile karıştırılan burun etlerinin soluduğumuz havayı nemlendirip temizlemek ve ısıtmakla görevli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Teoman Dal, kalıcı burun eti büyümesinin nedenlerini şöyle sıraladı: “Solunum yolları için vazgeçilmez öneme sahip olan burun etleri, bir tür süzgeç ve klima gibi çalışırlar. Soğuk ve kirli havada geçici olarak büyür, sıcak ve temiz havada küçülürler. Bu nedenle soğuk havada burnumuz tıkanır, sıcak havada daha rahat nefes alırız. Ancak, alerjik nezle, kronik sinüzit, kötü hava koşullarına sahip yerlerde yaşamak ve uzun süre burun açıcı spreyler kullanmak burun etlerinin kalıcı olarak büyümesine neden olur”.

Burun etlerinin önemli fonksiyonları olması nedeni ile büyüyerek çeşitli problemlere neden olmaları durumunda hiçbir zaman tam olarak kesilip çıkartılmamaları, her zaman uygun yöntemlerle küçültülerek fonksiyonlarının korunması gerekmektedir.

BURUN TIKANIKLIKLARININ EN SIK RASTLANAN SEBEBİ; BURUN ETİ BÜYÜMESİ
Nefes almayı zorlaştıran, geceleri horlamaya neden olan burun eti büyümesi, hayat kalitesini ciddi şekilde düşürmesinin yanı sıra önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Burun tıkanıklıklarının sıklıkla burun etlerinin büyümesinden kaynaklandığını vurgulayan Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Teoman Dal; “Burnumuz tıkandığında çareyi burun açıcı spreylerde arayabiliyoruz. Oysa bu spreyler uzun süre kullanıldığında burun etlerinin büyümesine ve fonksiyonlarını kaybetmesine neden oluyor. İçerisinde bulunan kan damarlarının genişlemesi ile büyüyen ve daralması ile küçülen alt burun etlerinin damar büzücü etkileri olan burun açıcı spreyler ile küçültülmeye çalışılması, zamanla damarların kalıcı olarak gevşemesine ve etlerin kalıcı olarak büyük kalmasına neden olabiliyor.” dedi.

BURUN ETİ BÜYÜMESİ AMELİYATSIZ TEDAVİ EDİLEBİLİYOR
Doç. Dr. Dal, burun eti büyümesinin ilaç, radyo frekans ve benzeri burun eti içine ısı veren teknikler ya da cerrahi yöntemlerle tedavi edilebildiğini söyleyerek şu bilgileri verdi; “Burun etlerindeki büyüme alerji ya da enfeksiyonlara bağlı ise muhakkak öncelikle ilaç tedavisi denenmelidir. Burun etlerinin yoğun kan damarı içeren yumuşak doku kısmının genişlemesinden kaynaklanan büyümelerinde ameliyata başvurmadan radyofrekans uygulamasıyla burun etlerini küçültebiliyoruz.

Muayenehane koşullarında yapılabilen nispeten ağrısız, uygulaması oldukça basit bir teknik olan radyofrekans yönteminde genel anestezi uygulamaya gerek kalmıyor ve işlem 10 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanabiliyor. Hastalar işlem sonrasında normal hayatlarına geri dönebiliyor. Eğer burun etlerindeki büyüme kemik kökenli ya da ilaç veya radyo frekans ile tedavi edilemeyecek seviyede ise ameliyata başvuruyoruz.” dedi.
 Doç. Dr. Teoman Dal

Kalıcı burun eti büyümesinin en sık nedenleri:
• Burun içi eğikliklerde karşı burun pasajındaki etlerin büyümesi
• Alerjik nezle
• Kronik sinüzit
• Havanın kirli ya da kuru olduğu yerlerde yaşamak.
• Uzun süre burun açıcı damlalar kullanmak.
Burun eti büyümelerinde tedavi seçenekleri:
• İlaçla burun etlerini küçültme,
• Radyofekans, elektrokoter, Lazer gibi et içine ısı veren teknolojilerle küçültme,
• Cerrahi olarak yani ameliyatla küçültme


Kıl Dönmesi Deyip Geçmeyin!

| yorum

Kıl dönmesinin nedenlerini ve tedavisini Hisar Intercontinental Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlker Abcı’dan öğrendik.

Kıl dönmesi nedir ve nasıl oluşur?
Genellikle genç ve kıllı erkeklerde görülen hastalık çok kıllı olmayan erkeklerde ve bayanlarda da görülebilir. Halk arasında kıl dönmesi olarak bilinen kist dermoid sakral, sıklıkla kuyruk sokumu bölgesindeki kılların cilt altında yuvalanması, bu yuvanın enfekte olması, sonrasında akıntılı bir apseye dönüşmesidir. Hastalık temelde cilt altı dokusunun enfeksiyonudur. Kuyruk sokumu bölgesi dışında kasıklarda, göbekte ve koltuk altında da görülebilir. Hastalığın sebebi tam olarak bilinmese de; kuyruk sokumu bölgesindeki kıl köklerinin küçük iltihaplarının zamanla genişlemesi, oturma ve kalça hareketleriyle bu iltihaplı yuvaya kılların yerleşmesi sonucunda geliştiği kabul edilir.

Kıl dönmesi olduğu nasıl anlaşılır?
Hastalık kişinin kendi göremeyeceği bölgede olduğundan yol açtığı şikayetler sonrasında fark edilir. Kuyruk sokumu bölgesinde akıntı, ağrı, şişlik ve kötü koku varsa mutlaka hekime başvurulmalıdır. Hastalık genellikle küçük bir sivilce olarak değerlendirip kendiliğinden iyileşmesini beklenir. Kuyruk sokumu bölgesine bakıldığında orta çizgide çok küçük delikler, şişlik görülebilir; nadiren hiç delik olmadan da hastalık gelişebilir. Hastalık bir iki gün içinde başlayan, ağrı ve şişlik şikayetine neden olan, kıl dönmesi apsesi ya da uzun süredir olan akıntı, kaşıntı şikayetiyle de kendini belli eder.

Nasıl ve ne zaman tedavi edilir?
Tespit edildiği anda tedavi edilmesi gerekir. Çünkü kıl dönmesi kendiliğinden iyileşmez; aksine hastalıklı alan zamanla büyür ve ihmal edildiğinde daha geniş bir alanı tutarak, ameliyatta daha geniş bir cilt ve cilt altı dokusunun çıkarılması gerekebilir. Kıl dönmesinin temel tedavisi ameliyat ile hastalıklı alanın çıkarılmasıdır.

Uygun hastalarda bazı kimyasal maddelerin kullanıldığı ameliyat dışı uygulamalar da kullanılabilir. Ancak eğer apse oluşursa hızla cerrahi yöntemle apsenin boşaltılması gerekir. Apse gelişmeden hekime başvurulursa kalıcı ameliyat planlanır. Sanılanın aksine kıl dönmesi ameliyatı sonrası hastaların uzun süre yüzüstü yatması gerekmez. Bu istirahat süresi içinde hasta istediği gibi yatabilir, gezebilir, 48 saat sonra banyo yapabilir.

Ameliyattan 3-5 gün sonra günlük işlerine geri dönebilir. Ameliyat sonrası kuyruk sokumu bölgesinin kuru ve kılsız tutulması gerekir. Bu amaçla tüy dökücü kremlerle veya lazer epilasyon ile kıl temizliği faydalıdır. Uygun seçilmiş tedavi yöntemi ve deneyimli ellerde sanıldığı kadar tekrarlama görülmez. Tekrarlamaların bir kısmı pansumanlar ile tedavi edilebilir.

Depresyondan çıkmanın yolu Botoks'tan geçiyor

| yorum

Soğuk havaların kasvetinden sıkıldıysanız, ‘Depresyonda mıyım acaba?’ diye düşünüyorsanız önce aynaya bakın. Neden mi? Çünkü botoks yaptırmak sadece kırışıklıklara iyi gelmiyor aynı zamanda depresyondan da kurtarıyor. 

Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar da botoks’un ruh haline iyi geldiğini belirtiyor.

Amerikan Plastik Cerrahi Derneği’nin yakın zamanda yayınladığı ‘Botoks depresyona iyi geliyor’ makalesi akıllara botoks ve depresyon arasındaki bağı getirdi. Op. Dr. Serkan Dinar da hastalarından gözlemlediği kadarıyla bu sonucun doğru olduğunu belirtiyor. Op. Dr. Serkan Dinar, “Botoks sonrası tüm hastalarımda, kendi gözlemlerim ve onların bana ifadeleriyle daha pozitif bir bakış açısına kavuştuklarını gördüm.

Sabah aynada çatık kaşlı, yorgun yüz hatlarına sahip ifadesini gören bir kadının tüm günü motive olmuş olarak geçirmesi zaten olanaksız. Önemli olan bu işlemin doğru noktalara, doğru yöntem ve miktarla yapılması çünkü botoks doğru şekilde yapılmadığı takdirde, yüzde ‘şaşkın’ bir ifade ortaya çıkabiliyor.Psikoanalitik Kuram'ın kurucusu Freud, üzgünlük ya da üzgün ifadeye neden olan kasları iki kaş ortasında ve alında tanımlamış.

Dolayısıyla botoks enjeksiyon noktalarından da olan bu yerleşimdeki kaslar, bu işlemle devre dışı bırakıldığında, yüzdeki o söz konusu kızgın, üzgün ve yorgun ifade otomatik olarak kalkıyor. Doğru ellerde yapılan botoks uygulamaları sonrasında ise tüm mimikler çalışıyor ve aynı zamanda da yüze duru, sakin bir güzellik ekleniyor. Her şeyden önce sabah kalktığında kendini aynada bu hoş yüzle gören bir kadın, güne motivasyonu güçlü olarak başlıyor ve gün içinde karşılaştığı kişilerden alacağı güzel sözlerle de psikolojisi olumlu yönde etkileniyor” diyor.

Botoks yanlış uygulandığında ise psikolojiye etkisi olumsuz yönde olabiliyor. Çünkü botoks yanlış uygulandığında göz kapağında düşmeler ve şaşkın ifade gibi kötü görünümler ortaya çıkıyor. Bu durumun kötü olduğunu belirten Op. Dr. Serkan Dinar, yanlış uygulanan botoks sonrasında eğer tüm kaslar durdurulmadıysa, eksik dozaj söz konusuysa genelde küçük rötuşlarla düzeltmeler yapılabileceğini belirtiyor. Dinar, “Ama eğer dozaj fazlalığı olmuş ve tüm kaslar durmuş ve mimiksiz bir yüz ifadesi varsa o zaman da, ya yüksek doz B vitamini ile kasların yeniden çalışması için uğraşıyoruz ya da mimik kaslarına elektriksel uyaran veren tedavi edici cihazlarla mimik kaslarını yeniden çalıştırıyoruz. Eğer göz kapağında düşüklük oluştuysa o zaman da göz damlaları ile göz kapağının yeniden açılması sağlıyoruz” diyor.

Depresyona giren botoks’a koşuyor!

Op. Dr. Serkan Dinar’a göre kendisine botoks yaptırmak için başvuran kadınların yüzde 70’i ev, iş ve sosyal hayatlarında etkilendikleri olumsuz duygu durumları, depresif öğeler nedeniyle geliyor. Kalan yüzde 30 için ise botoks uygulaması, 6 ayda bir günlük makyaj gibi yapılması gereken bir alışkanlık şekline dönüşmüş durumda.

Op. Dr. Serkan Dinar
Ev hanımları botoks’u seviyor

Op. Dr. Serkan Dinar ev hanımlarının çalışanlara oranla daha fazla botoks yaptırdığını belirtiyor ve “Magazin sayesinde televizyon ve dergilerden yenilikleri en çok onlar takip ediyor. İş kadınları ise çalışmaktan daha az vakit bulabiliyor. Bence oran yüzde 60 ev hanımı, yüzde 40 çalışan kadın” diyor.

Botoks için başvuru yaşı aslında 30 yaştan itibaren olmalı ama 20’li yaşlarda da botoks uygulaması talep edilebiliyor. Op. Dr. Serkan Dinar genel olarak gerekmeyen kişiye yapmama taraftarı olduğunu ve üstü yaş limitinin olmadığını 70 yaşında da botoks yaptıran hastalar olduğunu söylüyor.

Kronik yorgun musunuz hasta mı? Test edin...

| yorum

Özellikle kış aylarında daha fazla görülen üst solunum yolu hastalıklarının nedeninin mi sonucunun mu kronik yorgunluk olduğunu Hisar Intercontinental Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Seyhan Alkan’dan öğrendik…

Önce Yorgunluğunuzun Nedeni Belirleyin!
• Stres altında mısınız?
• Kendinizi tükenmiş mi hissediyorsunuz?
• Diyetinizi mi değiştirdiniz?
• Yeterince dinlenemiyor musunuz?
• Uykunuzun kalitesi mi yok?
• Bu aralar çok mu yoğunsunuz?
• Tıbbi problemler mi yaşıyorsunuz?
• Kullandığınız ilaçlar mı sizi yorgun düşürüyor?
• Psikolojik nedenlerle mi yorgun hissediyorsunuz?

Yorgunluk Ruhunuzu ve Bedeninizi Sararsa…

Vücut oksijenlenmesi bozulur. Oksijen yetersizliğinin belirtileri ise baş ağrısı, bitkinlik, yorgunluk, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma, hayati önem taşıyan organların yıpranmasıdır. Oksijen yetersizliğinde damarlar, beyin, kalp, eklemler, omurilik ve akciğerlerde fonksiyon bozuklukları meydana gelir ve çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilir. Üst solunum yolu oksijenin vücuda giriş kapısıdır. Oksijenin akciğerlere dolayısıyla vücuda ulaşabilmesi için üst solunum yolumuzun açık ve sağlıklı olması gerekir.

Kış Mevsimi = Yorgunluk Mevsimi mi?

Kış aylarında bulaşıcı ve alerjik hastalıklar, hava kirliliği gibi nedenlerle üst solunum yolu problemlerinin sıklığı 4-5 kat artar. Anatomik ve kronik üst solunum yolu problemleri olan insanların şikayetleri daha sık, daha inatçı ve daha uzun sürer. Çok sık doktora başvurmak ve çok sık ilaç kullanmak zorunda kalırlar. Bu nedenle yorgunluk, bitkinlik, isteksizlik artar. İş hayatı verimliliği, sosyal ilişki performansı ve ruh sağlığı bozulabilir. Vücudumuzun ihtiyacı olan oksijen miktarını karşılamayan bedenlerde yorgunluk kaçınılmazdır. Bu nedenle hava yolunu tıkayan burun içi eğrilikler, burun eti büyümeleri, kronikleşmiş ve fark edilmeyen kronik sinüzitler, alerjiye bağlı burun içinin yaygın şişmesi, geniz eti, yumuşak damak ve küçük dil iriliği, pozisyonu, bademciklerin normalden çok iri olması, dilimizin iri ve ağız boşluğuna sığmaması, çenemizin küçük ya da geride yerleşmesi, ses tellerimizde yerleşen polipler de kronik yorgunluk sebebi olabilir.

Kronik Yorgunluğunuz mu Var? Üst Solunum Yolu Enfeksiyonunuz mu?

• Kış ayı geldiğinde çok sık hastalanıyor, çok sık ilaç kullanıyor buna rağmen hastalığınız geçmiyorsa,
• Yorgunluk, bıkkınlık, tükenmişlik hissiniz artıyor; iş performansınız azalıyorsa bütün bunlara kulak burun
boğaz bölgenizdeki şikayetleriniz (Hava yolunu tıkayan burun içi eğrilikler, burun eti büyümeleri, kronikleşmiş ve fark edilmeyen kronik sinüzitler, alerjiye bağlı burun içinin yaygın şişmesi, geniz eti, yumuşak damak ve küçük dil iriliği, pozisyonu, bademciklerin normalden çok iri olması, dilin iri ve ağız boşluğuna sığmaması, çenenin küçük ya da geride yerleşmesi, ses tellerimizde yerleşen polipler de kronik yorgunluk sebebi olabilir.) artarak ekleniyorsa,
• Burun tıkanıklığı, sabahları olabilen hapşırma, burun ve boğazda kaşıntı, boğazda gıcık ve geniz akıntısı hissi,
yorgunluk, baş ağrısı, sürekli soğuk algınlığı olma haliniz varsa yorgun değil hasta olabilirsiniz.

Üst Solunum Yolu Enfeksiyonlarından Korunmak İçin…
• Günde ortalama 8 saat uyuyun.
• Düzenli beslenin.
• Hızlı yemek yemeyin.
• Fastfood gıdalardan uzak durun.
• Uykudan 2 saat önce gıda alımını kesin.
• Bol su tüketin.
• Düzenli egzersiz yapın.
• İdeal kilonuzu koruyun.
• Viral üst solunum yolu enfeksiyonlarında bilinçsiz antibiyotik kullanmayın.
• Alerjik rahatsızlıklarınız varsa doktor kontrolünde ilaçlarınızı düzenli olarak kullanın.

Evlilik Aşkı Öldürür mü?

| yorum

Kanat çırpan kalpler… Heyecanlı buluşmalar… Derken evlilik, balayı, cicim ayları… Ya sonra? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Çift ve Aile Terapisti Şirin Hacıömeroğlu Atçeken herkesin merak ettiği soruyu yanıtlıyor. “Aşkın Ömrü Var mı?”

İster erkekler Mars’tan kadınlar Venüs’ten gelsin, ister gönül yaşı hep genç kalsın. Ortak noktada buluşulan tek bir gerçek var: Aşkın ömrü sınırlıdır. Kaç gün olduğu tartışılır ama aşk; bir süre sonra evrimleşmeye başlar. Peki, çok âşık olduğunuz kişiyle ilişkiniz, özellikle evlilik sonrasında nasıl bir evrim sürecine girer? Evlilik aşkı öldürür mü?

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Çift ve Aile Terapisti Şirin Hacıömeroğlu Atçeken’e göre aşkın bir ömrü olduğu ve evlilikle inişe geçtiği bir gerçek. Ancak yok oluyor demek yerine evrim geçiriyor demek daha doğru.

Evliliğin insanın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu anlatan Atçeken, “Evlilik ile yeni bir dönem başlar. Tabi ki her yeni süreç gibi burada da değişime direnç gözlemlenir. Her ne kadar bu çiftin çok isteyerek aldığı bir karar da olsa, bir sistem değişmektedir. Bu durum sancılı bir süreçtir. Birçok genç ailesinin güvenli ve rahat kanatlarının altından çıkıp uçmaya başlarken büyük içsel gerginlik yaşıyor. Bu gerginlikler bireyler tarafından fark edilmezse ilişkilerine yansıyor” diyor.

Özellikle nişanlılık dönemi veya düğün hazırlıkları sırasında sorunların artığına dikkat çeken Atçeken, “Flört ederken çift henüz sorumlulukların içine girmemiştir. Aileleriyle veya kendi evlerinde daha bağımsız bir hayat sürdürüyordur. Oysa evlilik ile artık bir aile olacak, sorumluluklar ve beklentiler değişecektir. Ortak karar almak, güç dengesi, fikir ayrılıkları, para meseleleri, ailelerin kültürel farkları ve bunun gibi birçok sebeple çift birçok sorun yaşayabilir” diyor.

Aşk mı? Evlilik mi?

Evlilik öncesi yaşanan yoğun aşk duygularının evlendikten sonra devam etmesinin çok mümkün olmadığının altını çizen Atçeken, “Bu sadece evlilikle ilgili değil, uzun süreli ilişkiler için de geçerlidir. Aşk; karşı tarafın bilinmezliğinden, kişinin partneri için zihninde oluşturduğu imgelerden ve aradaki engellerin varlığından oluşur. Doğal olarak kişiyi daha iyi tanıdıkça, onu daha gerçek bir şekilde gördükçe ve aradaki bazı engeller aşılıp, güven oluşmaya başladığında duygular değişir” diyor.

Eğer iki taraf da birbiri için doğru insansa aşkın bitmediğini ama evrim geçirdiğini anlatan Atçeken, “Aşk sevgiye dönüşür. Bağlılık oluşur. Şefkat, güven, huzur, sevgi daha ön plana çıkar. Hatta yapılan araştırmalar bu değişimin kişinin vücut kimyası ile de paralel olduğunu gösterir. İlişkinin ilk zamanlarında beyinde yüzden fazla hormon salgılanır. Bunlardan en önemlileri; kadın ve erkekte salgılanan testosterondur. Testosteron; tutkuyu, norepineprin heyecan dalgalanmalarını, seratonin mutluluk, dopamin ise yoğun bir ödül hissi sağlar. İlişkinin ilerleyen zamanlarında hissedilen sevgi ve bağlılık ise daha yumuşak, ‘kucaklama hormonu’ denilen oksitosin ve vazopresine’dir. Bu sevgi, güven ve bağlılık hormonudur” dedi.

Aşkın ömrü kaç gündür?

Aşkın ömrünün kişiden kişiye değiştiğini anlatan Atçeken, “Bazı ilişkilerde aşk birkaç ay, bazen de birkaç yıl sürebilir. Bununla beraber aşk; sevgi, güven ve bağlılığa dönüşür. Bana göre aşkın süresini düşünmek yerine, ilişkinin tadını çıkarmak, onu beslemek için elinden geleni yapmak ve iletişimi artırmak gerekir. Bu sebeple uzun ilişkiden ne beklediğimizi iyi bilmek ve eğer evlilik istiyorsak ne hissettiğimize gerçekçi bir şekilde bakmak önemlidir. Büyük aşklar evlendikten sonra sihrini koruyamıyor değil, aşk evrim geçiriyor, değişiyor… Ve bu her zaman olumsuz anlamda algılanmamalı” diyor.

Aşkı canlı tutmanın yolları…

Evli çiftlerin aşkı ve aralarındaki sevgiyi canlı tutmalarının en önemli yollarından biri sağlıklı iletişim olduğunu anlatan Atçeken, “Çiftin birbirlerine beklentilerini net bir şekilde fakat karşı tarafı suçlamadan ve kırmadan ifade etmesi çok önemlidir. Ayrıca çift birbiriyle ne kadar iyi arkadaş olabilirse, aradaki olumlu bakış açısı ve bağ o kadar güçlenir. Birlikte baş başa kaliteli zaman geçirmek, eğlenebilmek, zor zamanlarda destek olabilmek ve ‘biz’ olarak hissetmek ilişkiyi çok güçlendirir” diyor.

Her insanın doğasında şartsız sevilmek ve kabullenilmek olduğunu, eşi tarafından sevildiğini, saygı duyulduğunu hisseden kişilerin bu nedenle daha uzlaşmacı davranışlar sergilediğini anlatan Atçeken: “Aşkın ve evliliğin devamı için sihirli bir formül veremeyiz çünkü her birey ve her ilişkinin yapısı farklıdır. Bununla birlikte tabi ki bazı noktalar da vardır ki ilişkide bunlara dikkat edilmesi birlikteliğin kalitesini artırır. Bunlardan en önemlisi sağlıklı iletişimdir. Kendini ifade edebilme, çiftin hayatlarında neler olduğunu konuşabilmesi, ilgi, sevgi ve takdirin ifade edilmesi önem taşır. Bunlar sağlam olduğunda çift aynı zamanda birbirinin iyi arkadaşı da olabilir; unutmayalım genelde sevgilimizden, eşimizden ayrılsak da yakın arkadaşlıklarımız bir ömür boyu sürer”.

Çiftler rollerini unutmamalı…

Çiftlerin devamlı küsmesinin, duygularını net ifade etmemesinin, imalar yapmasının ve birbirinin özel alanlarına saygı göstermemesinin ilişkiyi çıkmaza soktuğunu anlatan Atçeken, “İnat yapmak, fiziksel, psikolojik veya duygusal şiddet uygulamak ve her tartışmada ayrılık ima etmek ciddi krizler oluşturur. İçinde biriktirip agresifçe veya öfke patlamalarıyla kavga etmek yerine fikir ayrılıklarını konuşup uzlaşmaya varabilmek gerekir. Çiftin arasındaki olumlu etkileşimin artırılması ilişkiyi çok daha sağlam bir hale getirecektir. Birlikte geçirilen zamandan keyif alınması, birbirine yeteri kadar kaliteli zaman ayrılması ve sevginin iyi ifade edilmesi gerekir. Sevgi ne kadar sağlam olursa yaşanan gerginliklerin tolere edilmesi, meselelerin halledilmesi ve aradaki güvenli ortamın devamı mümkün olur. Aileye çocuk dâhil olsa dahi karı-kocanın arada anne-baba rolünden çıkıp birlikte kadın-erkek olarak zaman geçirmesi, kaçamaklar yapması da ilişkiyi güçlendirir” diyor.


Ereksiyon sağlığın barometresidir

| yorum

Yaşam biçimi, beslenme alışkanlıkları ve çevre koşullarındaki olumsuz değişiklikler, sağlığı etkileyen risk faktörlerinin artmasına yol açıyor. Sertleşme sorunu da buna paralel olarak artıyor. 

Yaşamı tehdit eden bir bozukluk olmasa da çiftlerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebiliyor ve yaşamı tehdit edebilen hastalıkların habercisi olabiliyor. Liv HOSPITAL Üroloji Kliniği’nden Doç. Dr. Muammer Kendirci sertleşme sorununun nedenlerini, korunma yollarını ve tedavi yöntemlerini anlattı.

Erkeklerin yaşamında önemli bir yer tutan sertleşme sorunu, şok dalga yöntemi ile tedavi edilebiliyor. Liv HOSPITAL Üroloji Kliniği’nden Doç. Dr. Muammer Kendirci sertleşme sorununun merak edilen ayrıntılarını anlattı.

40 yaş üstü her 3 erkekten 1’inde rastlanıyor
2010 yılı bulgularına göre, Türkiye’de 40 yaşın üzerindeki erkeklerde sertleşme sorunu sıklığı yüzde 33 düzeyindedir. Bir başka deyişle her 3 erkekten 1’inde sertleşme bozukluğu bulunuyor. Hastalık herkeste aynı derecede olmuyor. Genellikle daha genç yaşlarda hafif derecede bozukluklar olabilirken, yaş arttıkça sorunun ciddiyeti de buna paralel olarak artıyor. Hastalığın sıklığı yaşla birlikte belirgin olarak artış gösteriyor.

Örneğin; 40-49 yaş arasında her 100 kişiden 17’sinde ve 50-59 yaş arasında 35’inde hastalık görülürken; 60-69’lu yaşlarda her 4 erkekten 3’ünde, 70 yaş ve üzerinde ise her 5 erkekten 4’ünde sertleşme sorunu görülüyor. Bu tablo, daha genç yaşlarda sorun görülmeyeceği anlamına gelmiyor. Ancak 40 yaş altındaki erkeklerde daha az oranda görülüyor ve yaşı 40 üzerinde olanlara göre genellikle daha hafif düzeyde oluyor.
Şeker hastalarında daha sık görülüyor

Sertleşme bozukluğu olan erkeklerin yüzde 30’unda altta yatan sorun şeker hastalığıdır. Son yıllarda beslenme alışkanlıklarımızdaki değişiklikler diyabet ve obezitenin görülme sıklığının artmasına yol açtı. Şeker hastalarındaki sertleşme bozukluğu diğer nedenlerden farklılıklar gösteriyor. Genel toplum ortalamasına göre şeker hastalarında sertleşme bozukluğu daha sık görülüyor (her 4 diyabetliden 3’ünde), 5-10 yıl daha erken ortaya çıkıyor, daha ciddi düzeyde seyrediyor, diyabetin ilk belirtisi olabiliyor ve standart tedavilere daha az yanıt veriyor. Bu yüzden, şeker hastalarındaki sertleşme bozukluğunun tedavisi için daha farklı tedavi planı uygulamak gerekiyor.

Sertleşme bozukluğuna yol açan bazı durumlar
• Şeker hastalığı
• Kalp damar hastalıkları
• Hipertansiyon
• Kolesterol yüksekliği
• Obezite
• Prostat büyümesi, prostat kanseri tedavileri
• Kötü beslenme, düzenli fiziksel aktivite yapmama, kronik sigara ve alkol kullanımı
• 40’lı yaşlarla birlikte testosteron miktarında azalma.

Başka hastalıkların habercisi olabilir
Sertleşme sorunuyla bir üroloji uzmanına başvuran hastalarda, daha önce tanı konulmamış ciddi hastalıkların varlığına rastlanıyor. Ürologlara ereksiyon bozukluğu nedeniyle başvuran hastaların değerlendirilmeleri sırasında şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon ve kalp-damar bozuklukları ilk kez fark edilebiliyor. Yani, sertleşme bozukluğu bu hastalıkların ilk belirtisi olabiliyor. Dolayısıyla, sertleşme bozukluğu sağlığın barometresi olarak kendini gösteriyor. Yeterli ereksiyonun olup olmaması, erkeklerin genel sağlık durumlarının adeta bir belirteci gibi davranıyor. Sertleşme sorununun tedavisine yönelik girişimler de genel sağlık durumunun iyileştirilmesine katkıda bulunuyor.

Kalp-damar hastalığı riski artıyor
Kalp ve cinsel organ damarları; yapı, kalınlık ve fonksiyon açısından birbirleriyle benzerlik gösteriyor. Birinde ortaya çıkan bir sorun diğerinde de görülebiliyor. Sertleşme sorunu yaşayan kişilerde kalp-damar rahatsızlıklarının ortaya çıkma riski artıyor. Kalp-damar hastalığı olanların da yarısından fazlasında ereksiyon bozukluğu görülüyor. Orta-ciddi düzeyde sertleşme bozukluğu olanlarda ileride kalp krizi görülme riski iki kat artıyor. Dolayısıyla sertleşme bozukluğu; kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı gibi durumların ilk belirtisi olabilir, bu yüzden bu hastalıklar için bir haberci olarak kabul edilmeleri gerekiyor.

Şok dalga tedavisi yüz güldürüyor!
Sertleşme bozukluğu nedeniyle başvuranlarda, hastaların beklentileri ve istekleri göz önünde bulundurularak tedavi planını yapmak gerekir. Genellikle ağızdan ilaç tedavileriyle hastaların yüzde 70’ine yakınında başarı sağlanabiliyor. Şeker hastalarında tedaviye yanıt yüzde 30-50 düzeyine kadar düşüyor. Ağızdan tedavilerle başarılı olunamayan hastalarda enjeksiyon tedavileri kullanılabilir. Son aylarda sertleşme bozukluğunun tedavisinde şok dalga yöntemi kullanılmaya başlandı. Ağızdan ilaç kullanmak istemeyen, ilaçlara yeterince yanıt vermeyen veya cerrahi tedavi öncesinde başka seçenek isteyen hastalarda bu tedavi uygulanabilir. Penisteki kan akımını artıran bu yöntemin sonuçları oldukça yüz güldürücü. Genellikle daha ciddi sertleşme bozukluğu olan, daha önceki tedavilere yanıt vermeyen hastalarda ise cerrahi tedaviler gerekir.

İyi ereksiyon için 5 altın kural:
• Düzenli egzersiz yapın.
• Fazla kilolarınızdan kurtulun.
• Sigara ve alkolü sınırlayın.
• Akdeniz tipi beslenin.
• Testosteronunuzu kontrol ettirin.
Doç. Dr.
Muammer Kendirci

Bunları biliyor musunuz?
• Ülkemizde 40 yaş üzerinde her 3 kişiden birinde sertleşme sorunu görülüyor. Sertleşme bozukluğu tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır.
• Ereksiyon bozukluğu olan her 100 hastadan yalnız 5-10’u tedavi için doktora başvuruyor.
• Genç yaş grubunda sertleşme sorununun ciddiyeti daha hafif ve orta düzeyde seyrederken, daha yaşlı erkeklerde sorun orta veya şiddetli düzeyde görülüyor.
• Sertleşme bozukluğu için şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, obezite ve kalp-damar bozuklukları gibi hastalıklar tetikleyici faktörü oluşturabiliyor.
• Sertleşme sorunu kalp-damar hastalıklarının erken habercidir.
• Sertleşmeyi sağlayan en önemli faktörlerden birisi testosteron hormonudur. Kırklı yaşlardan sonra testosteron düzeyinde azalma başlar.

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. KADINCA DERGİ - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger
LOGO2