Baş dönmesi tümör habercisi olabilir

5 Temmuz 2014 Cumartesi | yorum

Baş dönmesi ve dengesizliğe yol açabilecek pek çok farklı hastalık olabilir. İç kulak hastalıkları, nörolojik hastalıklar ve psikiyatrik rahatsızlıklar en sık karşılaşılan nedenlerdir. 

Başı dönen bir hastanın mutlaka doktora başvurması gerektiğini söyleyen Liv HOSPITAL Kulak Burun Boğaz Hastalıkları’ndan Prof. Dr. Sarp Saraç “Bazen tansiyon düşüklüğü baş dönmesin sebebidir ama kimi zaman kafa içindeki bir tümörün de ilk belirtisi olabilir” dedi.

Baş dönmesi depresyon sebebi
Baş dönmesine yol açan pek çok kulak hastalığı olabilir. Bunlardan en sık karşılaştığımız “benign paroksismal pozisyonel vertigo” adı verilen iç kulaktaki denge kristallerinin yarım daire kanalına kaçması nedeniyle olan ve baş hareketleri ile ortaya çıkan kısa süreli baş dönmesidir. Sık nedenlerden bir diğeri ise iç kulak sıvısının artması sonucu ortaya çıkan, ataklar halinde gelen ve saatler boyu süren şiddetli baş dönmesi ile karakterize bir hastalık olan Meniere hastalığıdır.

Baş dönmesine bulantı ve kusma eşlik eder
Baş dönmesi (vertigo) hareket illüzyonudur, yani hasta kendisinin ya da çevrenin hareket ettiği hissine kapılır. Bulantı ve kusma eşlik edebilir. Denge kaybı ise kişinin dengeyi sağlayan 3 sistemden (iç kulak, dokunma ve görme) biri ya da birden fazlasında ya da bu sistemleri koordine eden beyincikle ilgili bir sorun olduğunda ortaya çıkar. Hasta dengesini sağlamakta zorluk çeker, düşmeler olabilir.

Başı dönen hasta hangi hekime başvurmalı?
Baş dönmesinin pek çok nedeni vardır. Bu hastalıklardan bir kısmı ilaç tedavileri ile bir kısmı ise bazı döndürme manevraları ile tedavi edilebilir. Bazen tansiyon düşüklüğü baş dönmesine neden olabilirken diğer yandan baş dönmesi kafa içindeki bir tümörün ilk belirtisi olabilir. Dolayısıyla, baş dönmeli hasta mutlaka hekime başvurmalıdır. Baş dönmesinin en sık nedeni iç kulak hastalıklarıdır. Bu yüzden genellikle baş dönmeli hastaları ilk olarak Kulak-Burun-Boğaz hekimleri görmeli. İç kulakla ilgili bir sorun olmadığında hasta nöroloji veya psikiyatri bölümlerine sevk edilebilir. Bunun yanında eğer hastada baş dönmesi ile birlikte kuvvet kaybı veya his kaybı gibi şikayetler varsa direkt olarak nörolojiye baş vurması uygun olur.

Cerrahi müdahale gerekebilir
Baş dönmesinin pek çok farklı sebebi olduğu için her birinin tedavisi birbirinden farklıdır. En sık neden olan benign paroksismal pozisyonel vertigonun tedavisinde döndürme manevraları kullanılıyor. Meniere Hastalığı’nın tedavisinde ilaçlar ve ilaçların yeterli olmadığı durumlarda cerrahi müdahaleler uygulanır. Bunun yanında baş dönmesinin nedeni kafa içindeki tümöral bir oluşum ise cerrahi bir müdahale veya ışın tedavisi gerekebilir. Baş dönmesi ile gelen hastalara öncelikle komple bir kulak burun boğaz muayenesi yapılır. Gerekli durumlarda kulak mikroskop altında değerlendirilir. Pozisyonel baş dönmesinden şüphelenilen vakalarda “Dix-Hallpike” adı verilen bir manevra uygulanır. İşitme testi, başta Meniere Hastalığı olmak üzere iç kulak kaynaklı baş dönmelerinin teşhisinde çok yardımcı bir tetkiktir. Nistagmus adı verilen istemsiz göz hareketlerinin değerlendirilmesinde ise “Videoelektronistagmografi” adı verilen cihazdan yararlanıyoruz.

Nöroloji, beyin cerrahisi ve psikiyatri birlikte değerlendiriyor
Baş dönmesi insanlarda çok fazla rahatsızlık hissi yaratan bir şikayet. Özellikle şiddetli ve uzun süren baş dönmeleri hastalarda çaresizlik hissi, korku ve depresyon yaratıyor. Bunun yanında hastaların baş dönmesi yüzünden düşüp bir yerlerini yaralama, araba kullanırken gelirse kaza yapma gibi riskleri bulunuyor. Nöroloji, beyin cerrahisi ve psikiyatri bu hastalarımızı birlikte değerlendirdiğimiz ana bilim dallarının başında geliyor.

Stres atakları tetikliyor
Stres direkt olarak baş dönmesine neden olmasa da özellikle Meniere Hastalığı’nda stres, iç kulak sıvısını arttırıp baş dönmesi ataklarını tetikliyor. Meniere Hastalığı’nda aşırı tuz tüketimi de atak riskini arttırıyor. Bunun dışında beslenme bozukluğu kansızlığa yol açmışsa baş dönmesine neden olabilir.

Parmaklarınızdaki Değişimleri Dikkate Alın...

| yorum

Parmaklarınızda görülen değişimlerin özellikle tırnak kökü ile parmak ucu arasındaki bölümün genişleyerek şekil değiştirmesini dikkate alın. Pek çok hastalığın habercisi olabilir.

Hisar Intercontinental Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serhat Fındık’la parmaklarda çomaklaşmayla kendini gösteren hastalıkları konuştuk…

Parmaklarda çomaklaşma nedir?
Parmakların uç kesimlerinin, tırnak kökü ile parmak ucu arasındaki bölümün, genişleyerek ve bombeleşerek çomak şeklini almasına çomak parmak veya parmaklarda çomaklaşma adı verilir. Genellikle başparmaktan başlar ve diğer parmaklara yayılır. Sıklıkla her iki el parmakları tutulur. Bazen birlikte ayak parmaklarında da çomaklaşma oluşabilir.

Hangi hastalıklarda daha sık görülür?
Çocuklarda doğumsal kalp hastalıkları (özellikle Fallot Tetralojisinde), erişkinlerde ise akciğer kanseri en sık nedenlerdir. Bunların dışında;

Akciğer apsesi, Bronşiektazi (bronşların yani hava yollarının genişlemesi ve harabiyeti), Ampiyem (akciğer zarları arasında iltihap birikimi), Akciğer fibrozisi (sertleşmesi), Ağır pnömoni (zatürre), Ağır kronik (uzun süreçli) tüberküloz (verem) gibi solunum sistemi hastalıklarında,

Kalp yetmezliği, Enfektif endokardit (kalp kapaklarının iltihabı) gibi kalp hastalıklarında, siroz, Ülseratif Kolit, Crohn gibi iltihaplı barsak hastalıklarında, akciğer ve/veya akciğer zarlarına metastaz (yayılım) yapan tüm organ veya doku kanserleri, Hodkgin hastalığı, Lenfoma, Tiroid kanserinde de parmaklarda çomaklaşma görülebilir.

Parmaklarda çomaklaşmayı her zaman bir hastalığın habercisi olarak kabul edebilir miyiz?
Hayır. %1-3 oranında ailevidir yani diğer aile fertlerinde görülebilir ve bu durumda bir hastalık belirtisi değildir. Çomaklaşma sadece bir elde de görülebilir. Bu durumda parmaklarda çomaklaşmaya yol açabilecek hastalıklar değil; travma, el damarları veya sinirlerinin hastalığı olabileceği akla getirilmelidir.

Parmaklarında çomaklaşma fark eden kişi ne yapmalıdır?
Parmaklarda çomaklaşma pek çok önemli hastalığın en erken belirtisi olabileceğinden hiç vakit kaybetmeden göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Böylelikle erken teşhis ve tedavi fırsatı kaçırılmamış olur.

Sütünüzü arttırmanın 10 kolay yolu

| yorum

Emziren annelerin korkulu rüyası sütlerinin kesilmesi veya verdikleri süt miktarının bebeklerinin gelişimine yetmeyecek olmasıdır. Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber’den sütü arttırmanın 10 kolay yolu ve 2013’e damgasını vuracak özel çorba tarifi…

Sıvı tüketiminizi arttırın: Süt üretiminin yeterli olmasında en önemli koşul, annenin tükettiği sıvı miktarıdır. Günde 3-3,5 litre sıvı tüketiminin süt miktarını arttırmakta ciddi rol oynadığı uzun zamandan beri bilinmektedir. Yeterli su tüketemeyen anneler; suyun yanı sıra şekersiz bitki çayları, ayran, çorba ve şekersiz meyve kompostoları tüketerek sıvı tüketimlerini arttırabilirler.

Zayıflama diyeti yapmayın: Emzirme döneminin ilk altı ayında yapılan zayıflama diyetlerinin süt üretimini ciddi anlamda azalttığı bilinen bir gerçek. Bu nedenle emziren annelerin bebek ek besinlere geçene kadar zayıflama diyeti yapmaması önerilir. İlk altı ay sadece yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir. Bebek ek besinlere başladıktan sonra bir uzman yardımı ile zayıflama süreci başlatılabilir.

Karbonhidrat tüketiminizi kesmeyin: Emzirme döneminde yapılan en büyük yanlışlardan biri zayıflamak adına karbonhidrat tüketiminin tamamen kesilmesidir. Emziren annenin beslenmesinde mutlaka ekmek, pilav, makarna ve meyve gibi karbonhidrat kaynakları yer almalıdır. Şekerli besinlerin süt yaptığına inanılması bir şehir efsanesinden öte değildir. Yapılan bilimsel araştırmalar, şekerli besinlerin süt verimini arttırmadığını ortaya koydu. Beyaz şeker yerine kaliteli karbonhidrat kaynakları olan tam tahıllı ürünler tercih edilmelidir.

Rezenenin gücünden faydalanın: Yapılan bilimsel araştırmalar; rezene tohumunun ve rezene çayının süt miktarını arttırmakta yararlı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Rezenenin aşırı tüketiminin ise süt üretimini tamamen durdurabileceği de biliniyor. Rezeneyi sadece çay olarak tüketmek zorunda değilsiniz. Suda haşlayarak veya az yağda çevirerek de tüketmeniz mümkün.

Yulaf ezmesi tüketin: Günde 1 kase yulaf ezmesi tüketiminin süt üretimini destekleyebileceği düşünülse de, bu etkisi tam olarak kanıtlanmamıştır. Bilimsel araştırmalar devam ediyor.

Fesleğenin etkisini unutmayın: Fesleğen bitkisinin de düzenli kullanımda anne sütünü arttırabileceği bilinir. Yemeklerinizde fesleğene daha çok yer açın.

Yeşillere daha çok yer açın: Koyu yeşil yapraklı sebzelerin anne sütünü arttırmaya yardımcı olduğu bilinmektedir. Salatalarınızda roka, maydanoz gibi yeşilliklere yer açabilir. Semizotu, ıspanak ve pazı gibi sebzeleri de haşlayarak, sebze yemeği şeklinde veya az yağda çok öldürmeden kavurarak tüketebilirsiniz.
Turuncuları sofranıza alın: Havuç, bal kabağı, kavun gibi turuncu renkte olan ve beta karotenden zengin olan sebzeler süt üretimini arttırmaya yardımcıdır. Havuç ve bal kabağını; çorbalarınızda, yemeklerinizde ve tatlılarınızda kullanabilirsiniz.

Protein olmadan olmaz: Sütün ana yapısında da yer alan protein, süt veren annelerin beslenmesinde yer alması gereken bir kaynaktır. Emziren anneler, her gün düzenli olarak süt, yoğurt, ayran, peynir, yumurta, et, tavuk, balık gibi kaliteli protein kaynaklarını tüketmelidirler.

Arpa Mucizesi: Ülkemizde daha çok alkolsüz bira veya malt içecek olarak tercih edilen, arpa ile hazırlanmış yiyeceklerin veya çimlenmiş arpa suyunun, anne sütünün verimliliğini ciddi anlamda arttırdığı gözlenmiştir. Ülkemiz için yeni bir kavram olsa da, birçok ülkeden uzun zamandır anne sütünü arttırmak için kullanılan bir tahıldır.

EMZİREN ANNELERE SÜTLERİNİ ARTTIRACAK SÜPER ÇORBA
Malzemeler:
100 gram dana biftek
1 çay bardağı dolusu arpa
2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 orta boy soğan
3 orta boy domates
2 orta boy havuç
4 su bardağı su
1 silme çay kaşığı karabiber
1 silme çay kaşığı tuz
½ çay bardağı ince kıyılmış fesleğen
Yapılışı: Suda bifteği haşlayınız. Bifteğin haşlanmasına yakın arpayı ilave ediniz. Biftek haşlandıktan sonra, bifteği sudan alınız, ince şeritler halinde doğrayınız. Tekrar et suyunun içine ekleyiniz. Havuçları soyunuz, küp küp doğrayınız. Domatesleri soyunuz, çekirdeklerini ayırarak rendeleyiniz. Soğanı soyunuz, rendeleyiniz. Bir yemek kaşığı zeytinyağında yakmadan rendelenmiş malzemeleri ve fesleğeni hafifçe çeviriniz. Bütün malzemeleri suyun içerisine ilave ediniz. Sebzeler yumuşayıncaya kadar 20 dakika orta ateşte pişiriniz. Taneli olarak veya blendarden geçirerek süzülmüş olarak tüketebilirsiniz. Afiyet olsun.

Nohut Deyip Geçmeyin!

| yorum

Kuru fasulyeden sonra pilavın en yakın dostu nohutun aslında leblebi şeklinde tüketildiğinde de çok yararlı olduğunu biliyor muydunuz?

Hisar Intercontinental Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Karacanoğlu’ndan nohutun yararlarını öğrendik…

• En çok protein, kalsiyum, çinko, magnezyum, demir mineralleri içeren tahıllardandır.

• Nohut tanelerinin dış kısımları, yüksek miktarda kalp damar sağlığını koruyan, kolesterol düşüren ve özellikle kan şekerini düzenleyen posa içerir. Özellikle kalp damar sağlığı problemi yaşayanlar ve diyabet hastalarının sofrasından eksik etmemesi gerekir.

• İç kısımları nişasta içerdiği halde dış kısımlarının posalı olması nişastanın kana karışmasını yavaşlatarak sağlıklı beslenmeye yardımcı olur.

• Doymamış yağ asitleri içerir.

• Dış kabuğu sindirilemeyen posalar (fitat ve tanenler) içerdiği için kalsiyum ve demir emilimi düşüktür.

• Doğru pişirilir, yeterli miktarda ıslatılırsa fitat ve tanenlerin etkisi kaybolarak demir ve kalsiyum bağlayıcı etkisini kaybeder.

• B ve E vitaminlerinden çok zengin olmasına rağmen; B 12 için ciddi bir kaynak değildir.

• Leblebi şeklinde tüketilmelidir.

• Etli ya da etsiz yemekleri yapılabilir.

• En yüksek proteinden yararlanıldığı şekli, diğer tahıllarla birlikte pişirildiğindedir.

• Pişirirken oda ısısında 8 saat ıslatılmalıdır. Sıcak suyla ıslatırsanız bu süre kısalır.

• Islatma suyunda şişince dış kabukları ayrıldığı için gaz yapma etkisini kaybeder.

• Baklagilleri çiğ tüketmeye çalışırsanız emilimini engelleyen enzimler nedeniyle gaz problemi yaşayabilirsiniz. İyi pişirmeyle bu özelliği gider.

• Çok yüksek ısıda uzun süre pişirirseniz protein kayıpları olur.

• Kesinlikle pişirme suyunu atmayın. B grubu vitaminler ve mineral kaybına neden olur.

Yaşınızı Yüzünüzden Silen Uygulamalar

| yorum

Herkesin hayali olan genç ve sağlıklı
bir cilde kavuşmak artık mümkün
Genç cildi ile dikkat çeken yaşını almış yıldızların sırrı artık çözülüyor. Öyle ki günümüzde uygulaması her geçen gün daha pratik ve ekonomik bir hal alan cildi gençleştirici yüz işlemleri daha sık kullanılıyor. 

Herkesin hayali olan genç ve sağlıklı bir cilde kavuşmak artık mümkün. Muayene ortamında cerrahi operasyon gerektirmeyen popüler yüz gençleştirme uygulamalarında detaylar. 

Konuyu Moleküler, Enzimatik ve Hücresel cilt yenileme işlemlerini Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel anlatıyor…

Genç cildi ile dikkat çeken yaşını almış yıldızların sırrı artık çözülüyor. Öyle ki günümüzde uygulaması her geçen gün daha pratik ve ekonomik bir hal alan cildi gençleştirici yüz işlemleri daha sık kullanılıyor. Peki, parlak ve bakımlı bir cildin sırrı ne? Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel’e göre en sık kullanılan üç çeşit yöntem bulunuyor. Moleküler, Enzimatik ve Hücresel cilt yenileme işlemleri en revaçta olan uygulamalar arasında. Bu üç yöntemin bir arada ya da tek tek yılda bir kere yapılmasının cildin yaşlanmasını önlemek için çok faydalı olduğunu altını çizen Yücel, cerrahi olmayan bu işlemlerin muayene ortamında yapılabildiğini anlatıyor.

Peki, bu üç işlemi birbirinden ayıran en önemli unsurlar ne? Bu soruları Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel yanıtladı…

Moleküler yöntem hakkında bilgi alabilir miyiz?

Moleküler yöntem cildin derin nemlendirme işlemidir. Bu işlemde cilt altına bağ dokusunun ana yapı maddesi saf hyalüronik asit verilebilir. Hyalüronik asit vücudun en önemli yapı taşlarından biridir ve kan damarlarından iç organlara, cilt içinden eklemlere kadar hemen her yerde bulunur. Vücudumuzda hücreler arasında yer alan maddeyi oluşturan en önemli protein hyalüronik asittir. Bu protein doğduğumuz günden itibaren azalmaya başlar. Belli bir yaştan sonra bunu yerine koymak hem cildin kalitesini yüksek tutar hem de cildin gerginliğini ve elastikiyetini geri kazandırır. Burada yapılan şey esnek, nemli, parlak cildin kendine özgü pırıltısını geri kazandırmaktır. İşlemde dolgu amacı yoktur. Bütün cilt altına doldurarak yüzde, boyunda, dekoltede ve elde kullanılabilir. Dışarıdan kullanılan nemlendirici kremlerden çok daha etkilidir. Ancak işlemi yılda bir kere yenilemek gerekiyor. İki hafta arayla dört kür olarak uygulanılabilir. 35 yaş sonrası özellikle kuru ciltlere önerdiğimiz bir işlem olan derin nemlendirme uygulaması, özellikle güneş gören ciltler için çok faydalıdır. Bu işlem ciltteki renk bozuklukları ve gözaltı morluklarını azalttığı gibi ince kırışılar üzerinde de etkilidir.

En sık kullanılan cilt gençleştirme uygulamalarından “Enzimatik Yöntem” nedir?

 Prof. Dr. Akın Yücel 
PRP yani “Platelet rich plasma” trombosit yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması adı verilen yöntem, kişiden az miktarda alınan kanın, özel bir işlemden geçirilerek bileşenlerine ayrıştırılması ve elde edilen “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın” yine aynı kişiye cilt gençleştirme amaçlı enjeksiyon yoluyla geri verilmesi işlemidir. Bu işlem yara tedavisinde de kullanılabilir. Bu işlem cilde verildiğinde kolejen sentezini artırır ve yara yenileyici hücreleri o gölgeye çeker.

Hücresel yöntemler nedir? Nasıl uygulanır?

İnsan vücudunun temel yapı taşlarını oluşturan proteinlerin en önemlisi olan kollajen, bağ dokusunun da ana maddesidir. Cilt, kıkırdak dokusu, tüm ligaman ve bağlarda yaygın olarak bulunur. Ayrıca yara iyileşmesi sırasında yaralanan dokuları bir arada tutan harç da kollajenden oluşur. Kollajen fibroblast adı verilen hücreler tarafından salgılanır. Son yıllarda kişinin kendi fibroblastlarını laboratuvar ortamında çoğaltıp kişiye tekrar geri verme işlemi revaçta. Hücrelerin çoğaltılma işlemine fibroblast kültürü adı veriliyor. Kulak arkasından minik bir deri ve kan alınarak Türkiye’de Ankara’da ve Trabzon’daki hücre kültürü laboratuvarlarına gönderiyoruz. Ardından laboratuar ortamında üretilen saf Fibroblast kültürlerini cilde enjekte ediyoruz. Ciltteki kollajen seviyesini arttıran bu uygulama cerrahi müdahaleler kadar olmasa da kişinin cilt yaşını gözle görülür şekilde geriye alıyor.

Cilt sıkılaştırmada anında gözle görülebilir yeni yöntem

| yorum

Reaction son dönem estetik tedavisinde kullanılan yepyeni bir radyofrekans olarak tanımlanabilir. Cilt sıkılaştırma ve vücut şekillendirmede kullandığımız radyofrekans tedavisi Reaction ile anında gözle görülebilir sonuçlar elde edilmesini mümkün kılmaktadır. 

KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Kaliteli Yaşam Polkliniği Uzmanlarından Dr. Yasemin Savaş Reaction Radyofrekans'ın sağladığı avantajlar hakkında bilgi verdi!

Haberin ayrıntılarını ekte bulabilirsiniz. Haberi değerlendirmenizi rica eder ilginiz için teşekkür ederiz.

Reaction Radyofrekans hangi durumlar uygulanır?
Reaction cilt sıkılaştırmak için kollojen ve elastin üretimini harekete geçirir ve vücut sıkılaşıp pürüzsüzleşir. Lipoliz dediğimiz reaksiyon ile dermal yapıyı güçlendirip selülitleri yok eder. Kol, karın ve basen çevresini incelterek bu bölgeleri sıkılaştırarak şekillendirir.

Reaction Radyofrekans hangi avantajları sağlar?
Kliniğimizde kullandığımız Reaction’nın özelliği üç farklı frekans kanalını bulundurmasıdır. Bunun yanında dördüncü bir boyut olarak tek bir atışla 3 radyofrekansı bir araya getiren çoklu kanal modu bulunmaktadır. Bunların kullanıcılara ve hastalara getirdiği en büyük avantaj her bir frekans kanalı tam olarak belirli bir penetrasyon derinliğini hedefler.

4. mod olarak tanımladığımız mod’da, radyofrekans aynı anda bütün dermal katmanlardan geçerek cilt katmanlarının orta ve derin seviyelerini tam penetrasyonla tedavi eder. Tedavi edilen vücut bölgesine göre kanal modunu seçebilme özgürlüğü hastalarımıza konforlu ve güvenilir bir tedavi sunarken, etkin sonuçlar alınmasını sağlamaktadır.

Reaction’da radyofrekans etkisinin yanında vakum terapi özelliği sayesinde tedavinin etkisi artar ve geniş bölgelerde radyofrekans enerjinin daha derine etki etmesini sağlar.

Reaction estetik sistemi 3 adet dönüşümlü kullanılan tedavi başlığı içermektedir:

- Face kontur / yüz programları
- Body kontur / vücut uygulamaları
- Cilt sıkılaştırıcı başlık

Cilt sıkılaştırma ve selülit tedavisinde hastalarımızın ihtiyacına göre tedavi programları yapılmaktadır. Ortalama 6 - 8 seanslık programlar verilmekte ve sıklığı haftada bir olmaktadır. Maksimum uygulama süresi 20 dakikayı aşmamaktadır.

Yüz uygulamalarında da yine cilt tipine ve hastanın ihtiyacına göre programlar yapılır. Ortalama 6 - 8 seans olarak düzenlenen programlarda seans aralıkları 40 yaş üzeri hastalar için haftada 1 seans, 30 - 35 yaş arası hastalar için ise 15 günde bir olarak yapılır. Radyofrekans kliniğimizde mezoterapi ve karboksiterapi gibi tedavi yöntemleri ile de kombinlenebilmekte bu sayede de daha çabuk ve etkin bir tedavi sağlamaktadır.

Balı çok sıcak sütle içmeyin

| yorum

Bal çok sıcak süt, çay veya kahveye katılıp içilmemeli. Bu şeklide sıcaklık farkı nedeniyle vücuda aşırı stres yüklemiş oluyormuş.

ERZURUM’da düzenlenen, ’İkincil Arı Ürünlerinin Sağlık ve Kozmetik Sektöründe Kullanımı’ konferansında balın yaraları iyileştirip sindirimi kolaylaştırdığı, yorgunluğu giderdiği, öksürüğü engellediği, ateş düşürücü, sakinleştirici, karaciğer ve kalp koruyucusu olduğu anlatıldı. Romanya Arıcılık Enstitüsü Direktörü ve Apiterapi uzmanı Dr. Bioch Cristina Mateescu, balın bazen yanlış kullanıldığını belirterek, "Bal çok sıcak süt, çay veya kahveye katılıp içilmemeli. Bu şeklide sıcaklık farkı nedeniyle vücuda aşırı stres yüklemiş oluyoruz" dedi

Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi’nde düzenlenen ’İkincil Arı Ürünlerinin Sağlık ve Kozmetik Sektöründe Kullanımı’ konferansında Türkiye’nin 4.2 milyon koloni varlığı ile dünyada ikinci sırada olduğu, 11 milyon dolarlık arıcılık ürünü dış satımı ile de dünyada beşinci sırada yer aldığı belirtildi.

’APİTERAPİ’

Apiterapi konusunun ele alındığı konferansta Dünya Arıcılar Birliği Genel Başkanı Gilles Ratia, "Arı ürünlerinden bal, polen, arısütü, arı zehri ve propolis ile bir ya da birden çok hastalığın önlenmesi veya iyileştirilmesi amacıyla uygulanan tedavi yöntemlerine apiterapi denir. Türkiye’de henüz bu uygulama aktif değil ancak insanlar bu konuda her geçen gün bilinçlenmektedir. Apiterapi için çok büyük standartlara ihtiyacımız var. Aynı zamanda büyük arı yetiştiricilerine de" diye konuştu.

Romanya Arıcılık Enstitüsü Direktörü ve Apiterapi uzmanı Dr. Bioch Cristina Mateescu ise, insan sağlığı ve beslenmede bal konulu sunumunda balın yaraları iyileştirip, sindirimi kolaylaştırdığı, yorgunluğu giderdiği, öksürüğü engellediği, ateş düşürücü, sakinleştirici, karaciğer ve kalp koruyucusu olduğunu anlattı.

"BAL, ÇOK SICAK SÜT VE ÇAYA KATILMAMALI"

Dr. Bioch Cristina Mateescu, balın bazen yanlış kullanıldığına dikkat çekerek şunları söyledi: "Bal çok sıcak süt, çay veya kahveye katılıp içilmemeli. Bu şeklide sıcaklık farkı nedeniyle vücuda aşırı stres yüklemiş oluyoruz. İçtiğimiz besin vücut ısısıyla hemen hemen aynı değerde olmalı. Ayrıca bal vitamin bakımından oldukça fakirdir. Yağda çözünen A ve D vitaminleri balda bulunmaz. Polenden dolayı B grubu vitaminleri bulunur. Balın besleyici, enerjik, iştah açıcı, antioksidan etkileri vardır. Çocukların gelişiminde de boy uzaması ve kilo aktivitelerinde etki gösterir. Bal koyulaştıkça antioksidan özelliği artar. Sağlıklı insanlar için bal spor yapanlarda yorgunluğa karşı tavsiye edilir. Ayrıca vücudun bağışıklık fonksiyonunu da artırır. Kabızlık, on iki parmak bağırsağı ülserleri ve karaciğer bozukluklarına iyi gelir. Soğuk algınlığı, ağız, boğaz ve bronş tahrişi için iyi bilinen bir ilaçtır. Enfeksiyonlara karşı savaşa yardım eder, doku yenilenmesinin destekler, işlenmemiş ve saf haliyle yara izlerini azaltır. Hemen uygulandığınıda bal yanıklara ait su toplanmasını azaltır. Diabete iyi gelir."

Geç Yaşlarda Ortaya Çıkan Epilepsiye Dikkat!

| yorum

Erişkin bir yaştaysanız ve epilepsi nöbetleriniz oluyorsa en kısa zamanda bir uzmana başvurmanızda fayda var. Çünkü geç yaşlarda ortaya çıkan epilepsi nöbetleri beyin tümörü habercisi olabilir…

Hisar Intercontinental Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa ile beyin tümörlerinin bilinmeyen belirtilerinden biri olan epilepsi ataklarını konuştuk…

Epilepsinin, bir grup beyin hücresinin zaman zaman ve düzensiz aralıklarla ortaya çıkan, anormal ve güçlü elektriksel deşarjlarının doğurduğu klinik bir tablo olduğunu dile getiren Prof. Dr. Bozbuğa, ‘Toplumda en çok bilinen epilepsi türü grand mal epilepsidir. Bu türde bütün vücudu tutan, şiddetli kasılıp gevşemelerle görülen, bilinç kaybı ve bir takım istemsiz-otonomik hareketlerin de bulunduğu nöbetler görülür. Ancak epilepsi hastalığının çok sayıda tipi vardır ve nadir görülen bazı şekillerinde tanı koymak tecrübeli uzmanları bile zorlayabilir.

Çoğu hastada epilepsi kendi başına bir hastalık olup tedavi doğrudan sara nöbetlerine yönelik olur. Bu tedaviler genellikle ilaç tedavisi şeklinde yapılır ve nadiren cerrahi girişimler gerekir. Ancak, bazı durumlarda sara nöbetleri kendi başına bir hastalık olmayıp, bazı beyin hastalıklarının belirtisi olarak da görülebilir. Bu hastalarda dikkat çeken en önemli özelliklerden biri, genellikle çocukluk çağı epilepsi ataklarının aksine geç yaşlarda ortaya çıkmış olmasıdır. Dolayısıyla ileri yaşlarda görülen epilepsi nöbetleri daima altta yatabilecek primer bir beyin hastalığını akla getirmeli ve bu yöndeki tetkikler ışığında uzmanlar değerlendirmelidir. Erişkin yaşlarda başlayan epilepsi hastalığında birincil beyin hastalığı olarak beyin tümörleri görülür.

Beyin tümörlerinin belirtisi olabilen bu nöbetler bütün vücudu tutabildiği gibi bazen sadece belirli bir vücut bölgesinde olabilir ya da duyusal algılama bozuklukları ve davranış değişiklikleri ile kendini gösterebilir. Yaygın ya da bölgesel tipte olsun epilepsilerin beyin tümörlerinde görülme sıklığı %25-50’dir. Genellikle yavaş büyüyen ve beyinde kortikal uyarılmanın yüksek olduğu bölgelerin tutulduğu tümörlerde sıklıkla bir belirti olarak ortaya çıkar.’ açıklamasında bulundu.

Bu Belirtiler Varsa Hekiminize Başvurun

• Yavaş ilerleyici tipte bir baş ağrınız varsa,
• Kişilik ve davranış değişiklikleri göstermeye başladıysanız,
• Geçmişi olmayan bir epilepsinin ortaya çıktıysa ve epilepsi atakları yaşıyorsanız en kısa zamanda bir uzmana başvurmanızda fayda var.

Renk uyumu ile genç görünün

| yorum


Porselen gibi pürüzsüz bir yüz, etkileyici gözlere kim sahip olmak istemez? Doğru yapılmış profesyonel makyaj ile hiç biri imkansız değil. Porselen gibi pürüzsüz cilde sahip olmak isteyen kadınlara makyaj tekniklerini açıklıyoruz.


Cilt rengine uygun makyaj teknikleri ile porselen makyaj etkisi

Makyajda başarıyı yakalamak için öncelikle cilt tipini doğru belirlemek gerekiyor. Cilt tipi belirledikten sonra en uygun makyaj tonlarını bulmak kolaylaşıyor. İş sadece cilt tipi için uygun makyaj malzemeleri seçmeye kalıyor. Cilt rengi için uygun, renk uyumu olan ürünler kullanmak, daha genç ve güzel görünmeyi sağlıyor. Ciltte makyajı doğru göstermenin en iyi yolu ise; cilt rengi için uygun olan fondöten ve kapatıcılarla makyaj öncesi bazı iyi kullanmaktan geçiyor. Doğru tonda kapatıcılar ve cilt lekesi kaybeden baz üstüne uygulanan makyaj en iyi sonucu veriyor.

Cilde uyumlu makyajı bulabilmek için, yüzde makyaj denemeleri yapılarak, en uygun olan stil belirlenebilir. Ayrıca ideal makyaj tonlarını bulmak için bir kozmetik mağazasına uğrayabilir, burada doğru cilt tonu öğrenilebilir.

Açık tenliler makyaj malzemeleri içinde bronz ve bakır allıklar bulundurmalı

Açık tenli kadınlarda makyaj her zaman risklidir. Beyaz ten üzerine yapılacak yanlış uygulamalar, kötü sonuçlara yol açabiliyor. Açık tenli kadınlar, makyaj öncesi baz oluştururken açık renk fondöten kullanmalı. Fildişi rengi fondöten, cildi dengelemeye yardımcı olacaktır. Cilt lekesi için sıcak şeftali, pembe ve tonları tercih edilebilir. Açık renkli bazın ardından allık tercihi bronz, şeftali ve bakır tonlarından yana kullanılmalı.
Göz farı seçiminde kahverengi, haki ve toprak tonları tercih edilebilir. Evoria makyaj uzmanları siyah göz farı ve kalem kullanmaktan kaçınılmasını, bunun yerine kahverengi kalem ve rimelin daha iyi sonuç vereceğini söylüyor. Makyajı tamamlamak için şeftali ve pembe tonlarında rujlar iyi sonuç verecektir. Evoria.com adresinde bulabileceğiniz açık tenlilere uygun Pupa Milano göz farları ile profesyonel makyaj görüntüsü elde etmeniz kolaylaşacaktır.

Buğday tenlilere gül ve erik renkleriyle profesyonel makyaj

Orta ton cilt rengine sahip olanlar için makyaj teknikleri çok da farklı değil. Profesyonel makyaj izlenimi yaratmak için öncelikle doğru fondöten veya kapatıcı kullanmak gerekiyor. Koyu renk bir astar ile nötr renklerle kapatıcı kullanılarak makyaj desteklenebilir. Buğday tene sahip kadınlar, daha parlak bir cilt görünümüne sahip olmak için gül ve erik renklerini kullanabilirler.

Bej, kahverengi ve karamel gibi renkleri, altın ve gümüşle kombine edip canlı bir görünüm elde edilebilir. Kavun ve kayısı tonları da ışıltılı bir gölge vermek için karıştırılıp kullanılabilir. Evoria.com’da satışa sunulan Physicians Formula marka allıklar ile parlak ve ışıltılı bir görünüme sahip olabilirsiniz. Eğer orta tonlarda bir cildiniz varsa; koyu mor ve canlı mavi kullanmaktan kaçınmanız gerekiyor. Çünkü göz üzerinde kullanılan canlı bir mavi, gözü şişmiş veya morarmış gibi gösterebilir. Buğday tenliler profesyonel makyaj için ruj tercihini canlı turuncu ve canlı pembe renklerinden yana kullanabilir. Böylelikle makyajda renk uyumu sağlanmış olur.

Esmerler, ateşli kırmızı ve kahverengi mercan rujlarla makyajda renk uyumu sağlamalı

Koyu renk bir cilt tonunuz varsa cilt rengini ön plana çıkarmak için kullanılacak makyaj malzemeleri ışıltılı ve parlak pembe tonlarında seçilmeli. Böylelikle daha canlı makyaj modelleri elde edilebilir. Makyaj teknikleri konusunda en önemli konu doğru makyaj malzemelerini kullanmak . Yüzünüzde ön plana çıkarmak istediğiniz yerlerde daha canlı tonlar kullanmak gerekiyor. Özellikle esmerler gözlerinin güzelliğini ortaya çıkarmak için altın, gümüş, çikolata ve zümrüt yeşili, mor ve lacivert gibi renkleri kullanmalılar. Kırmızı tabanlı gölgeler de çekici gözleri oluşturmada yardımcı olacaktır.

Bronz ve dut renkli allık ile derin sıcak pembe, fuşya ve kayısı allık renklerini tercih edebilirsiniz. Dudaklarınızda bal rengi altın ışıltı, karanlık berry renkler, koyu kırmızı ve derin mürdüm tonları uyum sağlayacaktır. Esmerler ayrıca ateşli kırmızı ve kahverengi mercanları da deneyebilir.

Her Zaman Kötü Çocuklar Altını Islatmaz!

| yorum

Çocuğunuz geceleri altını ıslatıyor, bunu uzun süredir yapıyor ve en önemlisi buna engel olamıyorsa lütfen bu yazıyı dikkatlice okuyun.

Özelikle 2 yaş üstü çocuklarda görülen gece altını ıslatma problemini, tedavisini ve ailelere düşen görevleri Hisar Intercontinental Hospital Üroloji Uzmanı Op. Dr. Basri Çakıroğlu’yla konuştuk.

Çocuğumun Altını Islatma Problemi Var Diyebilmeniz İçin…
Çocukların çoğu 2–4 yaş arasında idrarlarını hem gece hem de gündüz tutmayı başarırlar. İdrar kontrolü sinir sisteminin gelişmesiyle paralel olur. Bebeklik döneminde işeme tamamen refleksle oluşur. Üç yaşındaki çocukların %40'ı altını ıslattığı halde bu oran 5 yaşında %15'e, 10 yaşında %10'a düşer. Çocuğunuz 5 yaşını doldurmuş olmasına rağmen ayda iki kereden fazla idrar kaçırıyorsa altını ıslatma problemi olabilir.

Çocuklar neden altını ıslatır?
Gece altını ıslatan çocukların büyük bir bölümü (%90-95'i) fizyolojik altını ıslatma grubunda toplanır. Bu çocuklar;
• Gece uykuda mesane doluluğunu hissetmeleri yetersiz,
• Mesane kapasiteleri küçük,
• Uyku derinlikleri fazla çocuklardır. Bu çocuklarda geceleri gündüze oranla idrar çıkışı %50 daha azdır.

Alt Islatma Genetiktir!
Alt ıslatma büyük oranda genetik yatkınlığa dayanır. Anne ve babadan birinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta % 43, ikisinde birden varsa %77, her ikisinde de yok; yakınlarında varsa (dayı, amca, teyze, hala) %15 oranda altını ıslatma sorunu yaşanır. Aile öyküsü olan olgular iyileşme zamanı bakımından ailelerine benzer bir seyir göstermektedirler.

Alt Islatma Bazı Hastalıkların Habercisi Olabilir!
Altını ıslatan çocukların %2-3'ünden şeker, böbrek ve mesane hastalıkları saptanır. Olguların %5-10'unda ise altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı gibi yakınmalar eşlik eder. Bu çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, idrarda bakteri, kabızlık ve bazen besin alerjisi görülür. Ayrıca son yıllarda halk arasında "geniz eti" olarak bilinen adenoid vejetasyonlu çocuklarda yüksek oranda altını ıslatma görüldüğü ve ameliyat sonrası yakınmalarının geçtiği üzerinde durulmaktadır.

Çocuğum altını ıslatıyor, şimdi ne yapacağım?
Öncelikle bu çocuklara yanlış tutumların çok daha fazla zarar verdiğini unutmayın! Bunların içinde en tehlikelisi "Altına yapan kızını sobaya oturttu" gibi haber başlıklarına konu olan cinsel bölgelere yönelik cezalandırma girişimleridir. Bu tür tutumlar, çocuklar üzerinde etkisi ömür boyu sürecek izler bırakır. Altını ıslatan çocukların diş çıkarma, konuşma gecikmesi gibi fizyolojik bir gelişme gecikmesi yaşadığı ve ailenin temel görevinin çocuğun benlik saygısı zedelenmeden bu sorunu atlatmasını sağlamak olduğu unutulmamalıdır. Altını ıslatan çocukların en geç 6 yaşında konuyla ilgilenen bir uzman tarafından değerlendirilmesi ve gerekli incelemeler yapıldıktan sonra bir tedavi planı yapılması gerekir. Altını ıslatma yakınması ile hekime getirilen çocuklar gündüz altına kaçırma, zor idrar yapma, kabızlık, zor ve acil idrar yapma, çok idrar yapma, kafa travması geçirme, idrarla birlikte kaka kaçırma, horlama ve gece ağızdan nefes alma gibi organik faktörlerin varlığı bakımından incelenir. Elde edilen bilgiler ve genel muayene sonuçlarına göre idrar incelemesinden, mesane filmlerine uzanan bir dizi tetkik yapılır. Altını ıslatan çocukların %97'sinde fiziksel bir neden yoktur, ayrıntılı bir öykü çoğu zaman fizyolojik altını ıslatmanın olup olmadığı konusunda bilgi verir. Bu noktada altını ıslatan çocukta "küçük mesane" ya da uykudan uyanamama sorunu mu olduğunun aydınlatılması önemlidir. Bunun için;
• Ayrıntılı bir hastalık öyküsü alınıp sorgulama yapılması,
• İşeme-dışkılama çizelgesi tutulması,
• Genişletilmiş fiziksel muayene,
• Tam idrar tahlili yapılması genellikle yeterlidir.
Bu basamaklardan sonra, hastalığın “saf primer gece yatak ıslatma” problemi olduğuna karar verilirse, tedavi aşamasına geçilir. Eğer, hadisenin daha kompleks ve etraflı bir problem olduğuna karar verilirse, ileri tanı yöntemlerine başvurularak daha ayrıntılı tetkikler uygulanır. Altını ıslatan çocuklara genel olarak 7–8 yaşına geldiğinde tedavi için girişimlerde bulunulması önerilir. Bu girişimlerin başında çocuğun kendisinin ya da ailesinin gece uyanmasına dönük programlar gelir. Ailenin çocuğu gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlayan program uygulanır. Bu program %90 oranında başarı sağlar.

Çocuğunuzun Alt Islatma Problemini Aşması İçin…
• Gece kalkıp tuvalete gitmeyi bir hedef olarak kesinleştirin.
• Tuvalete ulaşmasını kolaylaştırın.
• Çocuğun kuru kalma sorumluluğunu üstüne almasına yardım edin.
• Yatmadan önceki 2 saat boyunca fazla sıvı almasından kaçının.
• Kesinlikle kafein içeren içecekler vermeyin.
• Yatırmadan önce mutlaka tuvalete götürün.
• Gece tuvalete kalkma motivasyonunu olumsuz yönde etkileyeceği için kuru kalması amacıyla bez bağlamayın.
• Sabah temizliğine çocuğunuzun katılımını sağlayın.
• Çocuğunuzun hangi günler kuru kaldığını bir kart üzerine işleyin.
• Çocuğunuzu en az ayda bir kontrol ettirin.

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. KADINCA DERGİ - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger
LOGO2